Site Dili : TR | EN
MENU

Alerji Ünitesi

ALERJİK HASTALIKLAR

AlerjikHastalıklaraGenelBakış

Alerji, Yunanca 'değişik iş veya değişik reaksiyon' anlamına gelen bir kelimeolup aşırı duyarlılık reaksiyonlarınıanlatmakiçinkullanılmaktadır.

Alerjik hastalıklar; göz, deri, solunum ve sindirim sistemi gibi bir çok sistemve organı etkilemektedir.


Alerjik hastalıkları ve bulgularını kısaca başlıklar halinde özetleyecekolursak;

1. Alerjik rinit (= saman nezlesi)

2. Alerjik konjonktivit

3. Alerjik bronş astması

4. Atopik dermatit

5. Ürtiker  (kurdeşen) - anjioödem

6. Alerjik gastroenteropati

7. Anafilaksi

8.İlaçalerjisi

GenelBulgular:

Alerjikrinit;(ensıkgörülenalerjikhastalık)

- Hapşırma, burun akıntısı (su gibi), burunda kaşıntı, tıkanıklık gibi bulgularolur.

 

Alerjikkonjonktivit;

-Gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma şeklinde şikayetler vardır.

Ürtiker;

- Vücutta kaşıntı, deriden kabarık, kaşıntılı, kızarık lezyonlar gözlenir.

 



Anafilaksi;

- İç sıkıntısı, el ayasında ve ayaktabanında kaşınma, yaygın kaşıntı, tansiyondüşüklüğü ve şok, soluk borusunda şişme ve nefes darlığı en önemli bulgularıolup ölümcül sonuçlar doğurabilir.


Alerjik şikayetlerin; yer,   mevsim (mevsimsel, yılboyu),  çevrefaktörleri ile ilişkisi, diğer aile üyelerinde benzer alerjik şikayetlerin(atopik bünye) görülmesi gibi özellikleri de önem taşımaktadır.

 



ALERJİKHASTALIKLARDADERİBULGULARI

Deride kaşıntı, pullanma, renk değişiklikleri, derinin kalınlaşması şeklindekarşımıza çıkan atopik dermatit, hem sık görülmesi, hem de gelecekte samannezlesi ve astım gibi hastalıkların önhabercisiolmasınedeniyleönemlibiralerjikhastalıktır.

Derinin ikinci önemli alerjik hastalığı ürtikerdir. Ürtiker, 3 haftadan kısasure devam ederse akut ürtiker; 3 haftadan daha uzun süre devam ederse kronikürtiker olarak incelenir. Yuvarlak veya oval, beyaz veya kırmızı şişliklerşeklinde karşımıza çıkar. Lezyonlar birkaç milimetreden birkaçsantimbüyüklüğünekadarolabilir.

Ürtikerial lezyonlar genellikle 24 saat içinde kaybolurlar. Eğer 24 saattenfazla aynı yerde kalıyorsavaskülitgibifarklıtanılardüşünülmelidir.

Angioödem ise göz kapaklarında, dudaklarda şişlik şeklinde karşımıza çıkar.Hafif ağrılıdır ve tipik olarakasimetriktir.

 




ALERJİKKONTAKTDERMATİT

Çeşitli ilaçlar, metaller, makyaj malzemeleri gibi pek çok nedene bağlı olarakgenellikle 24-48 saat süren bir bekleme süreci sonrasında deriden kabarık,kaşıntılı, kızarık lezyonlar gelişir.

 



SOLUNUMSİSTEMİALERJİLERİ

Klinikte en sıklıkla görülen alerjik hastalıklar solunum yolunun alerjikhastalıklarıdır. Bunlardan saman nezlesi ve astım birlikte görülebileceği gibiayrı ayrı birer hastalık olarak da karşımıza çıkabilir. Saman nezlesi olanhastaların büyük bir çoğunluğunda astım gelişebileceği unutulmamalıdır. Samannezlesinde en çok burunda su gibi akıntı, tıkanıklık, hapşırık, kaşıntı gibişikayetlergörülmektedir.

Hastada saman nezlesi şikayetleri ile birlikte öksürük, hırıltı, nefes darlığıgelişmesi astımı düşündürmelidir. Astım solunum yollarının en ciddi alerjikhastalıklarından biridir.

GÖZALERJİLERİ

ALERJİKKONJUNKTİVİT

Gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, batma gibi şikayetler vardır. Genelliklesaman nezlesi ile birliktedir,şikayetlermevsimselartışgösterebilir.

SİNDİRİMSİSTEMİALERJİLERİ

Besinlere bağlı alerjiler de ağız içi veya ağız çevresinde lezyonlar, ishal,kusma, burunda akıntı, deride şişlik kızarıklık, astım, ile karşımızaçıkabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ALERJEN NEDİR?

AlerjenNedir ?

Alerjik reaksiyonlara neden olan maddelere "alerjen" denir. Bumaddeler solunum yolu ile alınabildiği gibi, ciltten temas ya da yiyecek şeklindeağızdan da alınabilir. Bu maddeler alerjik reaksiyon gelişebilmesi için vücudadaha önceden girmiş olmaları gerekir. Yani vücudun bağışıklık sisteminin bumaddeyle daha önce karşılaşması ve bunlara duyarlı hale gelmesi gerekir. Dahasonraki karşılaşmalarda çok hızlı bir şekilde reaksiyonlar gelişir. Reaksiyongelişiminden de vücuttaki mast hücrelerinin alerjenler aracılığı ileparçalanması ve içinden "histamin" denilen maddenin çıkmasısorumludur. Aşağıda özellikle solunum yolu ile alınan ve en sıkkarşılaşılanalerjenlerverilmiştir.

AKAR(MITE)'LAR

 

Ev tozlarının miktarı evin yerine, bulunduğu yerin iklimine,deniz seviyesinden yüksekliğine göre büyük oranda değişir.Evden eve (birçiftlik evi ile apartman dairesi aynı değildir.) veya bir evin farklıodalarında da değişkenlik gösterebilir(banyo ile yatak odası bir değildir).Fakat değişmeyen bir şey vardır ki ev tozları bir allerjen deposudur. Evtozları içinde allerjiye sebep olan etken mite (akar) dediğimiz ev tozuböceğidir. Akarlar küçük örümcek benzeri canlılardır ve gözle görülemezler.Ortalama 0.3 mm. uzunluğundadırlar. Ev tozları içinde yaşayan ve solunum yoluallerjileine neden olan iki önemli akar türü vardır. Dermatophagoidespteronysinnus ve Dermatophagoides farinea bunların latince adlarıdır. Akarlarinsanların deri döküntüleri ile beslenirler. Başlıca yatak içinde(yastıklar,yatak,yorgan vs.) yaşarlar, çünkü deri döküntülerinin en çokbulunduğu yer buralarıdır. Depo, silo gibi yerlerde de yoğun olarak bulunurlar.Akarların dışkılarıda allerjiktir. Yataklardan alınan bir gram tozda 2000 ile15000 arasında akar bulunabilir. Ev tozu akarlarına karşı olan allerji; astmave rinit, nadirende konjonktivite yol açar. Yakınmalar özellikle uykudanuyanınca başlar. Belirtiler yıl boyu sürer ancak sonbahar ve kışın kötüleşmegösterebilir.

POLENLER

Polen bitkilerin erkek tohumudur. Bitki türlerine bağlı olarak çok farklışekilleri olan ince taneciklerden meydana gelir.Ortalama boyutu 0.05 mm'dir. Buda çıplak gözle görülemeyeceği anlamına gelir. Polen tanecikleri birçokallerjik protein içerirler.Bu taneciklerin küçük ve ince olanları rüzgar yoluile dağılırlar (anemophilus polenler), daha büyük olanları ise böceklerletaşınırlar. (entemophilus polenler) Rüzgarla dağılan polenler dahaallerjeniktirler ve geniş alana yayılabilirler. Bu nedenle bu polenlere karşıallerjisi olan kişilerin çevrelerinde bitkiler olmadığı haldeşikayetleriortayaçıkabilir.

 

Böceklerle dağılan polenler parlak renkli ve güzel kokulu(böcekleri cezbetmek için) çiçekleri olan bitkiler tarafından küçük miktarlardaüretilirler. Dağılım yolu sebebiyle atmosferde bulunmazlar ve küçük miktardaüretildiklerinden bu polenlere karşı az sayıda insan allerjiktir. Polenallerjisine yol açan başlıca üç bitki ailesi vardır. Bunlar çayır otları,ağaçlar, yabani otlardır. Allerji hastaları havadaki polen konsantrasyonununbelli bir düzeyi geçmesinden sonra allerjik belirtiler gösterirler. Bu polenkonsantrasyonu türlere göre değişmekle beraber havada her metreküp te10-20tanecikolarakhesaplanmıştır.

Ağaçlar Ocak-Mayıs arası, çayır otları Mayıs-Temmuz arası, yabani otlarTemmuz-Ekim arası polen verirler. Polenlere karşı olan allerji allerjik rinit,allerjik konjunktivit, allerjik astma ve akut ürtiker şeklinde ortayaçıkabilir. Yakınmalar sadece yılın belli zamanlarında olur ve diğer aylardakişitümüilesağlıklıdır.

KÜFMANTARLARI

Küf mantarları gözle görülmeyen allerjik etkisi olan sporlar üretirler.Renkleri türden türe değişir. Ev dışında (çürüyen bitkiler üzerinde veyahavada) bulunabilecekleri gibi ev içinde (evin güneş görmeyen nemli yerlerinde)de bulunabilirler. Polenler gibi atmosferdeki spor sayısı hava koşullarınabağlıdır. Havanın sıcak ve nemli olduğu zamanlarda, örneğin yazın sonlarınadoğru ve erken sonbaharda en fazladır.

 

 

 

 

 

 

ALERJİK RİNİT

AlerjikRinit(SamanNezlesi)

 




 

Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda sık görülenAlerjik hastalıkların en önemlilerinden biridir. Özellikle Alerjik olan anneve/veya babaların çocuklarında görülme sıklığı daha fazla olan bu hastalık;endüstriyel gelişmiş ülkelerde, çevre kirliliği gibi faktörlerin artması ilegiderek artmaktadır. Hastalığın başlama yaşı genellikle küçük yaşlarda olmaklabirlikte, ileri yaşlarda da başlayabilir. Hastalık genllikle Alerjikkonjonktivit (göz nezlesi), Alerjik sinüzit veya astımlabirliktelikgösterebilir. 

Alerjik rinit hayatı tehdit etme özelliği olmayan ancak hastanın konforunubelirgin şekilde bozan bir hastalıktır. Bu hastalıkta özellikle hastalarbelirli bir alerjen ya da alerjenlerle karşılaştığı zaman şikayetler ortayaçıkar. Hastanın şikayetlerinin orrtaya çıkabilmesi için hastanın en azındansorumlu alerjenle daha önceden bir kez karşılaşmış ve ona duyarlı hale gelmişolması gereklidir.Alerjikrinitgenelanlamdaüçayrıkategorideincelenebilir:

YılboyusürenAlerjikrinit,
MevsimselAlerjikrinit,
Yılboyusürenancak,mevsimselartışlargösterenAlerjikrinit.

Bu hastalıklarda alerjiyi ortaya çıkaran alerjenler hastalığın görülme zamanınıbelirler. Örneğin yıl boyu Alerjik rinit genel anlamda mite (ev tozu akarı)'lara bağlıdır; mevsimsel Alerjik rinit ise genel anlamda polen (ağaç, ot,yabani ot, hububat poleni)' lere bağlıdır. Yıl boyu süren mevsimsel artışlıAlerjik rinitlerde ise sorumlu alerjen hem mite'lar hem de polenlerdir. Yılboyu Alerjik rinit bazen ev içerisinde yaşayan hayvanlara (kedi, köpek, kuşgibi), bazen yıl boyu polenizasyon yapan bitki polenlerine (parietaria=yağışkan duvar otu), bezan de hamam böceği çıkartılarına bağlıolabilir.

Alerjik rinitte bulguların ortaya çıkabilmesi için alerjenle kontağın olmasıgerekir demiştik; bu anlamda özellikle ev tozu akarı ile her zaman karşılaşmakmümkündür. Özellikle ev içi ortamda geçirilen akşam ve gece uyku saatlerialerjenle en çok kontakt edilen saatlerdir. Böyle olunca hastalara özelliklesabahları uykudan kalktıklarında Alerjik rinit bulguları gösterirler. Oysa polenalerjisi olan hastalar o bitkinin polenizasyon yaptığı mevsimde bulgu verirler.




Bulgular:

Alerjik rinitli hastalarda alerjenle karşılaştıktan sonra dakikalar içerisindehapşurma, burunda kaşınma, burun akması ve/veya burun tıkanıklığı olur. Bukişilerde devamlı bir burun çekme,burunkaşımanedeniileözelmimiklergelişir 

Yine bu kişiler çocukluklarından beri burunlarını avuç içleri ile yukarı doğrusildiklerinden dolayı bu harekete alerji selamı, burun üstünde oluşan yatayçizgiye de alerji çizgisi denilir (şekil-2).Hastalardaözelbiryüzgörünümüdahioluşabilir 

Bu hastalarda genelde Alerjik konjonktivit (göz nezlesi) te eşlik ettiği içingözlerde yanma, batma, kaşınma, sulanma gibi bulgular da görülebilir. Yine buhastalarda eğer Alerjik sinüzit varsa, geniz akması, baş ağrısı, gece gelenöksürük nöbetleri olabilir. Astımın da birlikte görüldüğü hastalarda, nefesdarlığı, hırıltlı solunum, göğüste sıkışma hissi, öksürük gibi bulgularolabilir. Özellikle Alerjik rinitli hastalarda anti Alerjik (antihistaminik)ilaç aldıktan sonra bulgularda belirgin gerileme olur.



Hastalığın tanısı:

 

Alerjik rinitli hastalar uzun süre grip zannedilip yanlıştedaviler uygulanabilir. Eğer ailesinde Alerjik hastalık hikayesi olan bir kişiise Alerjik rinit, hasta ve hekimin aklına daha erkenden gelir. HastalardaAlerjik rinit düşündükten sonra, öncelikle burun içi mukoza muayenesi yapılır.Burun içi mukozası ödemli, şiş ve soluktur. Bu özelliği ile gripten ayrılır. Buhastaların kan testlerinde total IgE yüksektir. Ayrıca kanlarındaki eozinofilsayısı artmıştır. Yine kan testinde alerjene spesifik IgE saptanabilir (RASTgibi metodlarla). Bu hastalarda tanıyı desteklemek ve sorumlu alerjeni saptamakiçin için cilt testleri uygulanır. Cilt testleri içerisinde özgüllüğü veduyarlılığı en yüksek olan test ön kol iç yüzüne ya da sırta uygulanabilen prick(delme) testtidir

Bu testte genellikle ön kol iç yüzüne bir damla alerjeneksteresi damlatılır ve üzerinden deride ince bir iğne ucu ya da özel test ucuile küçük bir delik açılır. Delik derinin sadece üst tabakasını kapsar. 15dakika sonra ciltte oluşan kızarıklık ve kabarıklık ölçülür ve kayıt edilir.Test yaparken pozitif ve negatif kontrol mutlaka uygunlamalıdır. Pozitifkontrol olarak histamin, negatif kontrol olarak serum fizyolojik kullanılır.Pozitif kontrol optimum bir değerlendirme için mutlaka en az 3 mm kabarıklıkgöstermelidir. Diğer test sonuçları bu değere göre değerlendirilir. Negatifkontrol de mutlakanegatifsonuçvermelidir.


Prick cilt testinin negatif bulunduğu ama ısrarla alerji düşünülen vakalardaise cilt içine bir miktar alerjen ekstersi verilerek yapılan intra dermal testpozitif sonuç verebilir. Fakat bu test hem pratik değil, hem de bazen sistemikAlerjik reaksiyonlara yol açabileceği ve aynı zamanda özgüllüğününyeterliolmamasınedeniileçokseçilenbirtestdeğildir. 

Kesin tanı için ise özellikle araştırma amaçlı çalışmalarda burun basıncınıölçen aletler yardımı ile burun içine alerjen sıktıktan 15 dakika sonra burunbasıncı tekrar ölçülür (nazal provakasyon testi). Burun içi basınçta belirlioranda bir artış varsa pozitif olarak kabul edilir.

Hastalığın tedavisi:

Alerjik rinit için öncelikle, hastanın mutlaka alerjenle kontağını bitirmesiveya bunu minimum düzeye indirmesi gereklidir (korunma yöntemlerini websayfamızda bulabilirsiniz). Bunun dışında ilaç olarak öncelikle burun içineuygulanacak veya ağızdan uygulanacak antihistaminiklerden fayda sağlanmayaçalışılır. Hastaların önemli bir kısmında bu ilaçlardan fayda elde edilir.Hekimin uygun gördüğü durumlarda burun içine uygulanan kortizonlu spreylerdende belirgin yarar sağlanır. Bu tür kortizon preparatlarının yan etkisi yokdenecek kadar azdır. İlaçlardan fayda görmeyen, yeteri derecede faydasağlanamayan hastalarda alerjen immünoterapi (aşı) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü(WHO)' nün onayladığı bir tedavidir. Etkinliği kesin kanıtlanmış olan bu tedaviyönteminde bu günkü standartlarda yüksek kalitede alerjenler kullanılmaktadır.Yapılan çalışmalar gösteriyor ki bu tedavi yaklaşık % 85 dolayında faydasağlıyor. Ancak bu tedavinin özellikle doz artımı döneminde daha da iyisitedavi boyunca bir alerjist tarafından yapılması ve takip edilmesi uygun olur.Tedavi hastanın verdiği klinik ve laboratuvar sonuçlarına göre 3 veya 5 yılkadar sürer. Öncelikle birkaç ay süren ve aşının her hafta yapıldığı bir dozartımı rejimi uygulanır. Bu program sonucunda optimum doza (sabit doza)ulaşılınca aşılar önce 15 günde bir daha sonra ayda bir uygulanmaya başlanır.Tedavi süresince yılda bir kez cilt testlerini tekrarlamak hastanın takibiaçısından uygun olur. Uygulanan bu alerjen immünoterapi programının Alerjikastımdan korumada da belirgin şekilde etkin olduğu kanıtlanmıştır.

ALERJİK RİNİTTE TEDAVİ

Alerjik rinit tanısı alan bir hastada birkaç tedavi yöntemi tektek ya da birlikte uygulanabilir. Ancak; en önemli nokta sorumlu alerjendenkaçınmaktır. Ev tozu akarı gibi alerjenlerden kaçınmak polenler gibialerjenlere göre çok daha kolay ve ugulanabilir yöntemlerdir. İlaç tedavisi,spesifik immünoterapi (aşı tedavis), cerrahi tedavi ve eğitim de tedavinindiğer kollarını oluştururlar


Alerjik rinitli hastalarda uygulanan ilaç tedavisine bakıldığında ilaçlarınkesilmesini takiben etkilerinin sona erdiği görülmektedir. Hastalığındevamlılığı nedeni ile uzun süre tedavi gerekmektedir. Tedavi ağızdan ilaç yada burun spreyleri şeklinde uygulanır. Ağızdan uygulanan antihistaminiklerleburun içine uygulanan intranazal steriodleri karşılaştıran bazı çalışmalardaburun içine uygulanan tedavinin daha etkili olduğu görülmüştür. Homeopati,herbalizm ve akupunktur gibi alternatif tedaviler de giderek artansıklıkta kullanılmaktadır. Ancak; bunlar için halen yeterli bilimsel kanıtyoktur. Rinit bulguları üzerinde ilaç tedavilerinin etkinlikleri Tablo 1' degösterilmiştir.

 

Spesifik immünoterapi (Aşı tedavisi) optimal uygulama sonucundaetkili bir tedavi yöntemidir. Son 25 yıl içerisinde standardize edilmiş alerjenekstreleri ile oldukça etkili ve güvenli olarak kullanılmaktadır. Spesifikimmünoterapi (aşı tedavi), subkutan (cilt altına) enjeksiyon, sublingual (dilaltına) veya nazal (burun içine) yolla uygulanabilir.

Subkütan immünoterapinin alerjik hastalığın doğal gidişinideğiştirdiğine dair bir çok çalışma vardır. Subkütan immünoterapi de dikkatedilecek en önemli nokta enjeksiyon sonrası en az 20 dakika hastanıngözlenmesidir. İlaç tedavisi ile bulguları kontrol edilemeyen vakalarda, ilaçalmak istemeyenlerde, ilaçlara bağlı yan etki görülenlerde, subkütan immünoterapigerekliliği vardır. Nazal veya sublingual yolla uygulanan immünoterapidesubkütan uygulamalara göre 50-100 kat daha fazla dozda alerjen uygulamakgereklidir. Buna rağmen subkütan immünoterapiyi reddedenveyayanetkigörülenvakalardauygulanabilir.

Çocuk hastalarda da immünoterapi etkin bir tedavidir; ancak, 5 yaş altındauygulanmamalıdır. Unutulmamalıdır ki immünoterapi ekstrelerinin içinde hiçbirşekilde bir ilaç ya da kortizon gibi bir madde yoktur; sadece hastanın neyealerjisi varsa o alerjen vardır…



Alerjik rinitte tedavinin en önemli basamaklarından birini alerjenden korunma oluşturur.Korunma üçe ayrılır:

1-Primer (birincil)korunma: IgE yapımı ve IgE aracılı duyarlanmayı önlemeyeodaklanmıştır ve duyarlanma için yüksek risk taşıyan gruplara uygulanır.
2-Sekonder (ikincil)korunma: Duyarlanmaya rağmen hastalık ortaya çıkışınıönlemeye yöneliktir. Alerjene duyarlanmış ancak üst solunum yolu hastalığıriski göstermeyen bireylere uygulanır.
3-Tersiyer (üçüncül)korunma: Ortaya çıkmış alerjik rinitin tedavisinde bulgularıönleyici olarak kullanılmakta ve bulgulara yol açan faktörlerin kontrolünüamaçlamaktadır.

PRİMER KORUNMA:

Primer korunmaya ait olan verilerin en erkeni anne karnındaki (fetal) hayattayapılan çalışmalara dayanmaktadır. Fetusun immunolojik olarak cevapsız olduğunusöylemek güçtür. Alerjene duyarlı hücresel cevaplar en erken 20-22 haftalıkgebeliklerde görülür. Gebelikte hem annede Th2 tipi cevap yani alerjene yatkınbir immun yanıt, hemde yeni doğanların önemli bir grubunda annenin maruzkaldığı alerjenlere duyarlılık ve de Th2 immun yanıtlar vardır. Bu durum yüksekriskli ailelerde gebelikte primer profilaksi uygulama düşüncesini ortayaçıkarmaktadır. Gebelikte spesifik immunoterapi almış annelerin çocuklarındayakınmaların önemli oranda azaldığı gösterilmiştir.

Alerjenden uzaklaşma ile ilgili pek çok çalışma bebeğin beslenmesineodaklanmıştır; özellikle inek sütü, bazen yumurta, balık ve fıstıktan kaçınmaağırlıklıdır. Hayatın 9. Ayı ve 6. yılındaki yüksek IgE düzeyleri, katı gıdalaraerken geçiş, özellikle yumurta başta olmak üzere gıda alerjisi gibi faktörleratopi ve alerjik rinit için risk faktörleri olarak bulunmuştur.
Bir araştırmada 1 yıldan daha uzun süren gıda duyarlılığı olan çocuklarınalerjik rinit gelişme şansının %50 olduğunu bildirmişlerdir. Bu nedenlebeslenme değişikliği atopiyi önlemede düşünülen potansiyel metodlardan biriolarak önerilmiştir. Anne sütüyle beslenmenin atopik hastalıklardan koruyucurolünü ilişkin sonuçlar tartışmalıdır. Ancak bir meta analiz 3 aydan daha uzunsüre anne sütü ile beslenen infantların astımdan korunduğunu göstermiştir.

Ev tozu akarları ve hamam böceği duyarlılığı, maruz kalma ile kuvvetli birilişki göstermesi nedeni ile, alerjenden uzaklaşmanın gerekliliği, infantlardaalerjen maruziyet düzeyi ile alerjene duyarlanma arasındaki paralelliğinbelirlenmesi ile de belirginleşmiştir. Ancak ön çalışmalar, daha öncebelirtilenlerin tersine kediden uzak kalmanın alerjiyi önlemediğini, kedi köpekile erken kontağındahaçokalerjiyiönlediğigösterilmiştir.

SEKONDER KORUNMA:

Duyarlanmış bireyde alerjik hastalık gelişmesini önlemeye yöneliktir. Bu açıdanen önemli yaklaşım, atopi riski taşıyan bebeklerin ve çocukların rutinmuayeneleri sırasında gıda veya inhalen alerjen duyarlılığının cilt testleriveya serumda spesifik IgE ölçümleri ile ortaya konmasıdır. Duyarlılığı saptananbebekler bu alerjenlerden mümkün olduğunca uzak tutularak hastalık gelişmesininönlenmesi yoluna gidilmelidir. Bu genel önlemler dışında alerjik hastalıklarınsekonder korunmasında immünoterapi (aşı) tedavisinin rolü gösterilmiştir.Sadece ev tozuna duyarlı olup immunoterapi alan çocuklarda, yeni duyarlanmagelişiminin, immunoterapi almayanlara göre daha az olduğu görülmüştür. Üstelikalerjen immunoterapisinin alerjik rinitli kişilereverilmesinimastımbaşlamasınıönlediğigözlenmiştir.

Sekonder profilaksi kapsamında farmakolojik bazı yaklaşım sonuçları dabildirilmiştir ancak bu çalışmalar atopik çocukta astım gelişme riskininazaltılmasına yöneliktir. Ketotifen ve setirizin gibi antihistaminik veantiinflamatuvar özelliği olan ilaçların kullanıldığı bu çalışmalarda atopikçocuklardaastımgelişimiadınaçokönemlisonuçlareldeedilmiştir.

TERSİYERKORUNMA:

Alerjenden kaçınmanınana basamakları :

1-Alerjenkaynağınınelimineedilmesi
2-Kaynaktanyayılanalerjenlerinfizikselbariyerlerleazaltılması
3-Alerjenindepolandığımateryallerinortamdanuzaklaştırılması
4-Havafiltresikullanımı

Alerjenden uzaklaşmanın tedavideki önemi ilk kez astımlı hastaların evlerindenayrılıp kuru iklimli ve yüksek basınçlı alanlarda yaşamasıyla gözlenmiştir.Ancak esas olan hastanın kendi evinde alerjen düzeyi düşük olan bir ortamyaratmaktır; ancak, çalışmaların bazılarında klinik düzelmeye yol açacak biralerjen yükü azalması sağlamak mümkün olmamıştır. Kesin olan bir nokta bütün astımve rinit tedavi rehberlerinin alerjenden kaçınmayı önermiş olması ve alerjendenkorunmanın tedavinin önemli bir parçası olduğunu göstermesidir. Alerjendenuzaklaşma genellikle başarılamaz ancak belli çevresel düzenlemeler ile alerjenmaruziyeti azaltılabilir. Ev tozu akarlarındankorunmayöntemleri tablo-1' degösterilmiştir

Tablo-1:Ev Tozu akarından korunma yöntemleri.

Hasta Eğitimi
Ev tozu akarları hakkında hastanın bilgilendirilmesi
Temel önlemler
Yastık,yorgan,yatak için özel dokunmuş kılıflar kullanmak
Yatak çarşaflarının 55-60 derecede yıkanması(herhafta)
En uygun önlemler
Halıları mışamba yada tahta döşemeliğile değiştirmek
Değiştirilemeyen halılarına karasidlerle temizlenmesi
Evin herhafta çift kattorbası ve HEPA filtresi olan süpürgelerle süpürülmesi
Perdelerin kolay yıkanır kumaşlardan seçilmesi veya jaluzi tipi perde kullanmak
Toz tutan malzemelerin kapalı dolaplarda tutulması
Yumuşak tüylü oyuncakların sıcak su ile yıkanması,derin dondurucuda tutulması
İç ortam nem oranını azaltmak
Bodrumlarda yaşamaktan kaçınmak

Ev tozu akarı sıcak ve nemli ortamda sıktır, ev tozu akarlarının yaşam sürelerihem ısıya hem de neme bağlıdır. D farinae cinsi ev tozu akarı %55' den fazlaneme ve 15-35 derece ısıya gereksinim duyar. Evdeki nemin %51 in altında olduğubir çalışmada canlı mite oranında %95 ve mitealerjendüzeyinde%78azalmaolduğugösterilmiştir.

2-Mantaralerjenleriiçinkorunmayöntemleri:

Fungal alerjenler hem iç hem de dış ortam alerjenleridirler. Alerjenik indoormantarlar " Penisilium, Clodosporium ve Aspergillus" türleridir.Fungal alerjenlerden korunma yöntemleri tablo-2'deverilmiştir.

Tablo-2:Fungalalerjenlerdenkorunmayöntemleri.

DışOrtamÇayırlarıbiçmekten,yapraklarıtoplamaktanahırtemizlemektenkaçınmak
İçortamAir conditioner veya nem gidericilerle nemi azaltma (%30-40)
Fungisidlerveya %10 luk çamaşır suyu ile mantar olan yüzeylerinin temizlenmesi
Buzdolabıvenemgidericilerinçamaşırsuyuiletemizlenmesi
Mantarlıeşyalarınuzaklaştırlması
Elbiselerinkuruolarakdolaplardamuhafazaedilmesi
Evdesıvısızdıranyerlerintamiri
Yemekpişirmeveyaduşalmasırasındahavalandırma
Eviçibitkilerinazaltılması
Bodrumkatındayaşamaktankaçınma

Hamam böceği ile de alerjik rinit ilişkisi gösterilmiştir. Temel olarakinsektisid kullanımı ve ev ortamının temizlenmesi (gıda artıklarınınuzaklaştırılması, çamaşır suyu kullanımı, çöplerin evin dışında tutulması,gıdaların sıkıca kapatılmış plastik kutularda tutulması), apartman tipi ebdeyaşayanlardatümkomşulardailaçlamayapılmasıgereklidir.

Kedi köpek alerjenlerinden korunma yöntemleri tablo-3' de verilmiştir.

Tablo-3: Kedi köpekalerjenlerinden korunma yöntemleri.

Allejenkaynaklarıveözelliklerihakkındahastanınbilgilendirilmesi
Öncelikliönlemler
Hayvanınevdenuzaklaştırılması
Eköneriler
Hayvanın zemini cilalı ve ayrıca silinebilir mobilyalar olan bir odada tutulması
Hayvanın yatak odası dışında tutulması 
Hayvanının olduğu odanın vantilatörlerinin kapalı olması
HEPA filtreli hava temizleyiciler kullanılması
Hayvanın ılık su ile düzenli olarak yıkanması
Yatak çarşaflarının her hafta yıkanması

Polen ve dış ortam mantarları gibi alerjenler alerjik rinit nedeni olaraksıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Günlük polen ve mantar sporu sayısının ve deduyarlı olunan alerjenin yılın hangi döneminde yüksek olduğunu bilmekönemlidir. Bu dönemlerde mümkün olduğu kadar iç ortamda kalmak, evde veyaarabada pencereleri kapalı tutmak önemlidir. Dış ortamda maske, gözlükkullanımı, polen geçişini azaltan filtrelerin takıldığı ventilasyonsistemlerinin evde veya arabada kullanımı yararlı olabilir.

 

 

 

 

 

 

AŞI TEDAVİSİ

Aşı (İmmünoterapi) Tedavisi Nedir? Nasıl Uygulanır? NelereDikkat Edilmelidir?

 



Aşı (immünoterapi) tedavisi alerjik kişilerde alerji ve/veya immünolojidoktorları tarafından uygun bulunan hastalara uygulanır. Tedavi hastalığıntemelinin çözülmesine yönelik bir yöntemdir. İlaç tedavileri gibi geçicisonuçlardan ziyade yavaş yavaş sağlanan temel bir iyilik hali sağlar. Bu tedaviile hem hastalığın bulguları iyileşirken hem de astım gibi reaksiyonlarıngelişmesi de engellenir. Ancak tekrar belirtilmelidir ki sadece ve yalnızcaalerji ve/veya immünoloji uzmanı tarafından uygulanmalıdır. Kesinlikle birbaşka branş doktoru tarafından uygulanmamalıdır. Bu alerjen ekstreleri içindehiçbir şekilde bir başka ilaç, kortizon vb. bulunmaz. Sadece neye alerjikseniz,o maddenin sudaki ekstresi mevcuttur. Bu maddeyi yavaş yavaş vücuda ciltaltından veya başka bir yöntemle (dil altından veya ağızdan kullanımda) ağızdanverilerek vücuda tabiri caiz ise alerjene nasıl cevapvermesi gerektiği yahut tahiç cevap vermemesi gerektiği öğretilir.

Hazır alerji aşı preparatlarında farklı yoğunlukta alerjen madde içeren 4 ayrışişesi vardır. 0 veya 1 no'lu şişeden başlamak üzere, haftada bir artandozlarda aşı uygulanacaktır. Bu başlangıçaşamasındakihaftalıkenjeksiyonlaraksatılmamalıdır.

Başlangıç aşamasından sonra, değişmeyen dozda idame tedavisine geçilir. İdametedavisinde, tolere edilmiş olan en yüksek doz 15 gün ara ile, daha sonra daayda bir uygulama ile 3-5 yıl devamedilir.

Aşılarınızı kesinlikle dondurmayınız ve oda sıcaklığında uzun sürebekletmeyiniz. İdeal ısı +2 ile +8 C arasıdır. Bu ısı için buzdolabının kapağıen uygun yerdir. Aşınızı başka bir yeregötürecekseniz,içinebuzkonmuştermosiletaşıyabilirsiniz.

Aşılar1/100işaretlisteriltübercülinenjektörleriileyapılmalıdır.

Enjeksiyon solüsyonlarının her biri kullanılmadan önce 10-20 kez yukarıdanaşağıya yavaş bir şekildedöndürülerekçalkalanmalıdır.

Enjeksiyon üst kolun 1/3 alt dış bölümüne, deltoid kas içine yapılmalıdır. Deriiki parmak ile tutularak kaldırılır ve iğne deri arasında 30-60° açı kalacakşekilde yaklaşık 1cm derine yapılır.

Solüsyonu enjekte etmeden önce, damar içi enjeksiyondan kaçınmak amacı ileiğneği hafifçe geri çekip iğne ucuna kan gelip gelmediğine bakmak gereklidir.Enjeksiyon yavaş olarak yapılmalıdır.

Her enjeksiyondan önce, el altında uygulamaya hazır halde enjektabl adrenalin,kortizon ampul,antihistaminikveB2agonistilaçlaracilmüdahaleiçinbulundurulmalıdır.

Aşısonrasılokalveyagenelreaksiyonolabilir.

Lokal Reaksiyon : Kızarıklık, şişlik ve kaşıntıdır. Özellikle şişliğin çapıölçülerek doz ayarlaması yapılmalıdır. 2-3 cm çaplı reaksiyonlarda tedaviplanında değişiklik gerekmez. Çapı 5 cm ve üstündeki reaksiyonlarda, hasta birsüre daha gözetim altında tutulur, antihistaminik verilir. Ertesi hafta,reaksiyon yapan dozun 0.1 veya 0.2 ml daha az dozu uygulanır. ( Örneğin 0.8 mlile şiddetli lokal reaksiyon oluşmuşsa ertesi hafta 0.7 veya 0.6 ml yapılır).Bu durumu lüften allerji doktorunuzabildiriniz.

Genel reaksiyonlar: Genelreaksiyon; aşılama sonrası sizde olan allerjik hastalık belirtilerinin yenidenortaya çıkması veya şiddetlenmesidir. Bundan başka boğaz kaşıntısı, deridekaşıntılı kırmızı kabarcıklar, öksürük ve nefes darlığı da olabilir. 24 saatiçinde bu genel reaksiyonlardan herhangi biri oluşursa , doz artımı şemasınınyeniden düzenlenmesi gerektiği için bu durumu MUTLAKA ALERJİ DOKTORUNUZABİLDİRİN. Aşı sonrası astım benzeri yakınmalarınızoluyorsaallerjidoktorunuzabaşvurun.



AşıEnjeksiyonundaDikkatEdilmesiGerekenNoktalar:

1- Aşı tedavisine başlanacak olan hastaların şikayetleri (özellikle astım yakınmaları)kontrol altında olmalıdır. Bu nedenle allerji doktorunuz tarafından sizeverilen ilaçları, zamanında ve tam olarak kullanmaya devam etmelisiniz.Doktorunuza danışmadan ilaçlarınızda herhangi bir değişiklikyapmayınız.
2- Ateş yüksekliği ve enfeksiyon hastalığı belirtilerinin olduğu durumlarda aşıyapılmamalıdır,
3- Aşı yapılacağı gün allerjik hastalık belirtileri fazla ise o günküenjeksiyon 1 hafta sonraya ertelenmelidir. Özellikle astımınız ağırlaşmışsaenjeksiyon ertelenip, doktorunuzun önerisine göreiyilşemesonrasıyenidendevamedilebilir.
4- Enjeksiyonun yapıldığı gün aşırı fiziksel aktivite ve sıcak banyoyapmayınız.
5- Özellikle enjeksiyon yapılacağı gün allerjenlerden (polen, toz, rutubet vetüylü hayvan gibi) sakınmayaçokdahafazlaözengöstermelisiniz.
6- Beta bloker grubu tansiyon ve kalp ilaçlar (adlarını doktorunuza sorun) aşıtedavisi esnasında kullanılmamalıdır. Mutlak kullanılması gerekiyorsa çok dahadikkatli olunmalıdır,
7- Enjeksiyondan sonra 30 dakika süre ile gözlem altında kalınmalıdır,
8- Aşı yapıldıktan sonra 24 saat içinde enjeksiyon yerinde 5cm'den fazlakırmızılık ve sertlik oluşursa ve allerjik belirtilerde artma oluşursadoktorunuzu arayınız. Bunu yapıncaya kadar aşı dozunu yarıya indiriniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÜRTİKER

 

Kurdeşenin ciltte oluşturduğu lezyonlar; kaşıntılı, ödemli,yuvarlak veya oval şekilli, kızarık ve yüzeyden kabarık lezyonlardır. Ortakısımları soluk olmaya eğilimlidir. Boyutları birkaç milimetreden santimetreyekadar değişir. Dakikalar bazen de günler içinde lezyonlar kaybolur.Anjiyoödemde ise üzerine basıldığında çökme olmayan, baskın, kızarıklığı vekeskin sınırlı olmayan lezyonlar vardır. Anjiyoödemde kaşıntıdan ziyade yanma,basınç ya da ağrı hissi vardır.  Anjiyoödem, başkaca ödem yaratantablolardan dudak, dil, göz çevresi, el, ayak ve genital bölgeleri tutmasıylaayırt edilir. Altı haftadan kısa süren; yine, kısa sürede sonlanan lezyonlarakut olarak tanımlanır. Lezyon altı haftadan daha uzun sürüyorsa, kronik olaraktanımlanır.

GörülmeSıklığı

Ürtiker/anjiyoödem, hem kadın hem de erkek cinsiyeti ve de tüm ırkları etkiler.Bir insanda yaşam boyu herhangi bir zamanda görülme riski % 15-25 arasındadeğişir. Akut ürtiker genç erişkin ve çocuklarda daha sıktır. Kronik ürtikersedaha çok erişkinlerde ve bayanlarda görülür (hastaların % 75’ i bayandır).

OluşumMekanizmaları

Ürtiker /anjiyoödemdeki en etkin hücre mast hücresi dediğimiz hücrelerdir. Masthücreleri tüm vücutta ve özellikle derialtı dokuda bulunmaktadır. Masthücreleri aktive olduktan sonra (10 dakikadan daha az) bulundukları ortamahistamin, lökotrienler ve prostaglandinler denilen kimyasal maddeler salarlar.Bu maddeler o bölgede damarların genişlemesine, damar içinden dışarı doğru sıvı(serum) kaçmasıyla bunların deri içi alana sızmasına ve kaşıntıya neden olur.Buna ek olarak; aynı mast hücreleri 4-5 saat gibi daha geç bir süre bazı başkahücre-hücre habercisi moleküller (sitokinler) yapar ve salarlar. Bu sitokinlerlezyonların daha uzun sürmesine neden olmaktadır. Anjiyoödem de benzer şekildedamar dışına sıvı kaçışı ile gelişir. Ancak sıvı cilt yüzeyiyle sınırlı kalmaz,cilt, ciltaltı ve daha derin dokular etkilenebilir. 

Akut ürtiker/anjiyoödem, ilaç ya da gıdalarla oluşan alerjik reaksiyonlarsonucunda oluşabilir. Virüsler de ürtiker/anjiyoödem nedeni olabilirler.Ürtiker/anjiyoödem lezyonlarına en sık neden olan ilaçlar; penisilin,sulfonamid, kas gevşeticiler, idrar söktürücüler ve antiromatizmal ağrıkesiciler (nsaid)’ dir. Gıda olarak ise en belirgin alerjen kaynakları; süt,yumurta, yer fıstığı, ağaç fıstıkları, balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.Bazı ilaçlar (opoidler=morfin, vankomisin, NSAİD) ve radyolojik çekimlerdekullanılan boyar maddeler (opaklar) mast hücrelerini alerjik mekanizmalardabağımsız (yalancı alerjik olarak) uyarabilir. Ayrıca bayatlamış balıklarınyenmesi sonucu balığın kendi histaminine bağlı toksik reaksiyon gelişir(scombroid besin alerjisi). Bu toksik reaksiyonlardaürtikerdeolabilir.

Kronik ürtiker /anjiyoödemin sık görülen iki grubunu oto-immün ürtiker veidiyopatik (spontan) ürtiker oluşturur. Bu iki grup tüm vakaların yaklaşık %40’ ını oluşturur. Yine bu grup hastalardabulgularözelbirtetikleyiciyadaalerjenmaruziyetiolmadandagelişir.



Kronik ürtikerli hastaların % 20’ sinde mast hücreleri bilinmeyen bazı fizikseluyarılarla aktive olabilir. Bu durumda dermografizm dediğimiz durum ortayaçıkar. Dermografizm deriye küçük bir kalem darbesiyle ya da tırnaklabastırmakla yazı yazılabilmesidir. Kolinerjik ürtiker başka bir fizikselürtiker tipidir. Bunda mast hücrelerinin aktivasyonu; ısı, egzersiz gibikolinerjik sistemi uyarabilen faktörlerle gerçekleşir. Soğuk, güneş ışınları,basınç, vibrasyon (titreşim), su da ürtikerenedenolabilir. 

Bazı hanım hastalarda adet (mensturasyon) dönemlerinde ürtiker şikâyetlerininalevlendiği belirtilmiştir. Kronik ürtiker ve anjioödem aynı zamandaromatizmal, oto-immün, (hashimototiroiditigib)vekanserözdurumlarlailişkiliolabilir.

HastalıkBulguları

 

Hastalar genellikle yerini tam olarak belirleyemediklerikaşıntıları olduğunu söylerler. Sonrasında tipik ürtiker lezyonları belirir.Kaşıntı hissi, hafif bir rahatsızlıktan kişinin kendi cildinde soyulmalaryaratabilen kaşıntılara kadar değişkendir. Ürtiker lezyon grupları kısa süredebelirir, sonra kaybolurlar. Gün içinde lezyonlar tekrarlayabilir. Kolinerjikürtikerli hastaların kolay ayırt edilebilen klinikleri vardır. Bu hastalardayaygın cilt kızarıklığı ve yüzeyden kabarık birkaç milimetre büyüklüğünde,toplu iğne başı gibi, bazen soluk ve birbirlerine çok benzeyen ürtikerlezyonları mevcuttur. Hafif bir zorlanma sonucu hastada oluşan terleme dahi butür şikayetlerin oluşmasına neden olabilir. Kaşıntı genelde şiddetlidir vebulgular genelde cilt ile sınırlıdır. Kronik ürtikerli hastalarda tanımlandığıüzere hastalarda son derece dramatik olarak uykusuzluk, yorgunluk, duygusalrahatsızlık saptanmıştır. Anjiyoödem gelişimi bir kabarıklığın kenarından ya dabağımsız herhangi bir bölgeden başlayabilir. Ancak gelen de bu derin ödem ciltve cilt altı dokunun nisbeten daha gevlek olduğu, göz kapakları, dudaklar,eklem çevreleri ve genital bölgeler bölgelerde kendini gösterir. Bulgular hafifbir rahatsızlıktan basınç hissine ve nefes borusunda oluşabilecek olan ödemnedeniyle ağır bir nefes darlığına ve hatta bazen ölüme gidecek kadar değişkenolabilir. 

Tanı

İlk ürtiker ve anjiyoödem atağı ortada tanımlanabilen bir tetikleyici olmadanda gerçekleşebilir. Eğer bulgular bir besin veya ilacı aldıktan 5-30 dakikasonra gelişirse hasta genellikle aldığı besin ve ürtikeri ilişkilendirebilir.Doktorun öncelikle dikkatli bir hikâye alması, alınan gıdalara ve eşlik edenrahatsızlıklara dikkat etmesi gerekir. Gereksiz ilaçlardan ve neden olangıdalardan mutlaka sakınmak gereklidir. Eğer, yeni başlanan bir ilaç sonrasıürtiker ya da anjiyoödem bulguları ortaya çıkmışsa ilacın yapı olarak farklıbir formuna geçilmelidir. Tanı için alerji ve immünoloji uzmanlarınınuyguladığı bir takım testler vardır. Bu testlerden elde edilen sonuçlar ilehastanın hastalık hikayesi birlikte değerlendirilerek nedensel tanı konulabilir.

Karışanhastalıkdurumları(Ayırıcıtanı)

Kronik ürtiker ve anjiyoödemin ayrıcı tanısı daha önce de bahsettiğim gibiidiopatik, oto-immün, fiziksel, besin ilişkili ve sistemik hastalıklara bağlıürtiker olmak üzere çeşitli alt gruplardan oluşur. Kronik ürtiker veanjiyoödemle karışabilecek diğer durumlarıysa dermografizm (yaygın kaşıntıylabirlikte), ürtikeryal vaskülit (ürtikerle birlikte görülen damar iltihabı,ürtikerya pigmentoza, sistemik mastositoz, eksersizle tetiklenen anafilâksi,egzersizle tetiklenen besin ilişkili anafilâksi, idiopatik anafilâksi,herediter (ailevi, genetik geçişli) anjiyoödem, kazanılmış anjiyoödem, bazıtansiyon ilaçlarıyla (ACE inhibitörleri gibi) oluşan anjiyoödemden oluşur.
Yaklaşık olarak hastaların %95’ inin bulguları ağızdan alınan maddelerle veeşlik eden hastalıklarla ilişkili değildir. Ancak bazı hastaların (bazendoktorlar da hastalar gibi düşünür) bu durumu kabul etmesi zordur. Bu dagereksiz, pahalı, girişimsel, geniş kapsamlı tetkiklerin yapılmasına neden olur.Altta yatan nedeni bulmanın en iyi yolu hastanın hikayesinin detaylıalınmasıvefizikmuayenedir. 

Besin ve ilaçlar kronik ürtikerin nadir nedenlerinden olsalar da hastaları bunainandırmak oldukça güçtür. Akut ürtikerin değerlendirilmesinde, hastanın aldığıtüm gıda katkı maddelerine ve ilaçlara ara verilmelidir. Hastanın mutlakaalması gereken ilaç varsa, yapı olarak alerji oluşturmayan bir formageçilmelidir. Daha sonrasında hasta olası alerjen besinleri tanımlamak için birbesin günlüğü tutmalıdır. Buna ek olarak alerji ve immünoloji uzmanları olasıalerjenler ve besinleri tespit etmek için deri testleri (deri prick testi gibi)kullanırlar. Uyumlu hastalarda burada saptanan alerjenlerle eğer hastanınhastalık hikayesi de örtüşüyorsa bu gıdalardan kaçınmak son derece yararlıolmaktadır. Ürtikeri baskılamak için kullanılan antihistaminiklere ve diğerilaçlara ara verilmelidir. Ürtiker geçtikten sonra kısıtlanan gıdalarakontrollü bir şekilde yeniden başlanmalıdır. Böylecehastayasağlıklıbirdiyethazırlanabilir.
Sinüs enfeksiyonları, diş ve diş eti iltihapları, Helicobacter pylori gastriti,safra kesesi taşı iltihabı (kolesistit), tırnak ve/ veya ayak mantarları(onikomikoz, tinea pedis) ürtikerle ilişkili kronik enfeksiyonlardır. Bu hastalıklarınürtikerle ilişkileri tam olarak bilinmese de bu hastalıklarıntedavisindensonraürtikergeçenvakalarbildirilmiştir.

Tipik ürtikerli bir hastanın laboratuvar tetkikleri hemogram, metabolik panel,karaciğer enzimleri ve idrar analizinden oluşmalıdır. İleri laboratuvartetkikleri için ise mutlaka alerji ve immünoloji uzmanlarınca istenmeli vedeğerlendirilmelidir. Tiroid hormon yetersizlikleri (hipotiroid ve tiroidbezine karşı vücudun kendinin yaptığı antikorların (anti-tiroid antikorların)varlığını değerlendirmek gerekir. Bazen eğer alerji ve immünoloji uzmanı gerekduyarsa IgE denilen alerji antikoru ve / veya bunun alerji hücreleri üzerindekibağlanma noktaları (reseptörlerine=FcεRI) oto-antikor tespiti yapabilir.Anti-FcεRI antikorunun pozitif olması ürtikerin besinlerle ya da hastalıklarlailişkili olmadığını, oto-immün dahili bir süreçle geliştiğini gösterir. Bubulgular alerji ve immünoloji uzmanını son derece özel tedaviler olanimmünolojik (immunomodülatuvar) tedavilere yönlendirir. Bunun dışında diğertestler hikâye ve fizik muayenede pozitif bir bulgu varsa uygulanmalıdır. Her vakada her zaman gerekmemekle birlikte bazen cilt biyopsisi faydalıolabilmektedir. Biyopsi özellikle deri lezyonlarının ağrılı, 24 saatten uzunsürdüğü ve deride iz bıraktığı, ürtikerle ilişkili damar iltihabı (ürtikeryalvaskülit) düşünülen vakalarda uygulanmalıdır. Mikroskobik, patolojik incelemedetanı konulabilmektedir. Bu hastalarda son derece hızlı vesaldırganbirşekildetedaviyebaşlanmalıdır.

Herediter anjiyoödem, kazanılmış (sonradan olan=edinilmiş) anjioödem, bazıtansiyon ilaçları (ACE inhibitörleriyle) ile ilişkili anjiyoödem de dikkatlicearaştırmak ve özgül tedavi yaklaşımları uygulamakgerekendurumlardır.

Tedavi

Akut ürtiker genelde kendini sınırlar ve klasik alerjşi ilaçlarına (H1 tip antihistaminklere)iyi yanıt verir. Antihistaminikler; histamin salınmadan, reseptörünebağlanmadan koruyucu olarak verilirlerse daha etkili olurlar. Ancak builaçların ne kadar verileceğine dair kesin bir kural veya kaide yoktur. Eskimodel alerji ilaçları da yeni model ilaçlarına bazıları da maalesef uyku hali,dikkat dağınıklığı ve konsantarsyon bozukluğu gibi yan etkiler oluştururlar. Builaçları kullanırken bazen standart dozun 2-3 katı gerekli olabilir. Şiddetlibulguları olan hastalarda kısa süreli kortizon kullanımı gerekebilir. Hayatıtehdit eden anjiyoödem veya anaflaksi atağı geçiren hastalar adrenaline(epinefrin) yanıt verirler. Bu sebeple bu hastaların bu ilaca kolay erişme,kullanma, uygulama yöntemleri ve epinefrinin etki süresi hakkındabilgilendirilmesi gereklidir. 
H1 antihistaminikler kronik ürtiker, anjiyoödem tedavisinde esas kullanılanilaçlardır. Ürtikerin değişik alt tiplerinde değişik H1 antihistaminiklertercihle uygulanabilir. 
Ciltteki histamin reseptörlerinin %15-20 kadarı H2 alt tipinde olduğu içinbazen piyasada mide ilacı olarak tanımlanan ranitidin (ki H2 reseptörleri sonderece iyi bir şekilde bloke eder; 150 mggünde2kez),famotidin(20mggünde2kez)gibikullanılabilir.

Sıklıkla en yüksek veya en yüksek doza yakın dozlar da bile antihistaminiklerkullanılsa da bazen ürtikere çare bulunamayabilir. Bu durumlarda alerji veimmünoloji uzmanları bu ilaçları değişik başka ilaç grupları ile kombine ederekkullanırlar ve başarıya ulaşırlar. 

Tedavisi güç, inatçı buşlguları olan hastalarda ise kortizon, bazı astımilaçları, kalsiyum kanal blokörleri, sıtma ilaçları veya dışarıda kullanılaninsan antikorları (IVIG) gerekebilir

Önleme

Kronik ürtikerli hastaların tedavisinde ek ilaç başlamak, hastaların tedavileriuzun süreli yorucu olduğu için hastaları ilaç kullanımı konusundacesaretlendirir, hem de en az yan etkiyle bulguların kontrolü sağlanmış olur.Fiziksel ürtikerli birçok hasta tetikleyici faktörlerden uzak durmayı öğrenir.Sistemik hastalığı olan bazı hastalarda, altta yatan hastalığın tedavisiylebulgularda gerileme sağlanır. Bunun en güzel örneklerinden biri tiroidhastalığının tedavisiyle kronik ürtikerin de gerilemesidir. Psikolojik stresinbulguları tetiklediği ve arttırdığı rapor edilmiştir. Bunu da kutanöz nöropeptidsalınımının artışı ve mast hücre degranülasyonu için eşik değerin düşmesi ileaçıklayabiliriz.

HastalığınGidişatı(Prognoz)

Kronik ürtikerli ve anjiyödemli hastaların prognozu çok iyidir. Hastaların %50’sinde 12 ay içinde ilaçlarla iyileşme görülür. Ek olarak 5 yıl içinde % 20 hastada daha iyileşme olur. Fakat özellikle fiziksel ve oto-immünürtikeri olan % 10- 20 hastada bulgular bazen 20 yıla kadar uzayabilir. Aylarya da yıllar süren kronik ürtiker epizodu olan, ancak sonrasında iyileşen birhastada, hayatın ilerleyen dönemlerinde ürtiker şikâyetlerinde tekrarlamaolabilir. Her şeye rağmen alerji ve immünoloji uzmanı ile karşılaşmamışhastalarda bu hastalık grubu maalesef hastanın yaşamkalitesinidebozarakkişininyaşamınımaalesefzindanedebilir.

GelişenYöntemler

Ürtiker ve anjioödem içim şu an uygulanan rejim birden çok anti-histaminik vemast hücre kaynaklı mediyatörlerin etkisini önleyen ajanların birliktekullanımıdır. Yakın gelecekte hastalar anti-inflamatuar ve immün modülatörajanlarla daha hızlı tedavi edilecektir. Astım ve rinit için üretilen5-Lipooksijenaz inhibitörleri, PG-D reseptör antagonistleri, güçlü ve uyku haliyapmayan antihistaminiklerin de kronik ürtikerde etkili olması beklenmektedir.Mast hücre degranulasyonunu azaltan fosfodiesteraz-4 inhibitörü, syk-kinazinhibitörü gibi maddeler de tedavide rol alabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ATOPİK DERMATİT (Egzama)

 

Atopikdermatit (Egzama) (AD), bir çok faktöre (genetik, çevresel) bağlıolarak kronik bir cilt hastalığıdır. Çoğunlukla erken çocukluk dönemindebaşlar. Atopik yürüyüş olarak adlandırdığımız sürecin ilk basamağında yer alır.Bu özelliği ile ileriki yaşlarda astım ve alerjik rinit gibi diğer alerjikhastalıkların gelişiminin habercisi olma özelliğini taşımaktadır. Atopik dermatit (Egzama),hastaların ve ailelerinin yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir.

 

 

 

Cildimiz vücudumuzudış etkenlerden koruyan en önemli organımızdır. Atopik dermatit (Egzama) hastalarındacildin bariyer özellikleri bozulmuştur. Bu bozulmanın hangi nedendenkaynaklandığını tam olarak bilemiyoruz. Bariyer fonksiyonlarının bozulmasıyanında yoğun bir immünolojik reaksiyonda Atopik dermatit (Egzama)hastalarında görülmektedir. Cildin bariyer fonksiyonlarının bozulması ile sututma özelliği azalır. Ve ciltte kuruluk başlar. Kuruluk atopik dermatitin enönemli özelliğidir. Kuruluğa yoğun bir kaşıntı eşlik eder.

 

Bariyer fonksiyonları bozulmasının diğerolumsuz yanı ise alerjenler kolayca cildi geçerek bağışıklık sistemimiziuyarırlar ve alerjik reaksiyon gelişmesine neden olurlar. Bu da atopikdermatitin şiddetini artırır yani cildin daha da kötüleşmesine neden olur.

Atopik dermatitli hastaların ciltlerininmikroplara karşı savunma özellikleri de azalmıştır. Normalde cildimizde bulunanmikroplar bu hastalarda enfeksiyonlara neden olabilirler. Enfeksiyonlar hematopik dermatit’in şiddetini artırır hem de tedaviye yanıtı olumsuzetkileyebilir.

Atopik dermatiti olan çocukların yarısınayakınında besin alerjileri görülebilir. Bu hastaların mutlaka besin alerjisiyönünden alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğiunutulmamalıdır. Besin alerjisi ne neden olan besinler sıklıkla;

·         İnek sütü,

·         Yumurta,

·         Buğday,

·         Kuruyemişler (fındık, fıstık vb),

·         Yer fıstığı,

·         Balık,

·         Kabuklu deniz ürünleridir.

Ev tozu akarları, evcil hayvan alerjenleri vepolenler de atopik dermatit hastalarında alerjiye neden olabilir.

Bebeklerde ilk aylarda yanaklarda kızarıklık,kaşıntı ile seyredebilir. Beraberinde besin alerjisi olabileceğiunutulmamalıdır.

Atopik Dermatit (Egzama) Belirti ve Bulgular

Atopik deramtitin en önemli bulgusu ciltkuruluğudur. Kuruluğa bağlı olarak ciltte kaşıntılar meydana gelir. Kaşıntıatopik dermatite özgü cilt yaralarının çıkmasına neden olur. Kaşıntıyı terleme,sıcak, tahriş edici maddeler ve alerjenler artırır. Kaşınma ile cilt bütünlüğüdaha da bozulur ve egzama olarak tanımladığımız yaralar meydana gelir.

Egzema kızarık, üzeri pütürlü ve sızıntıbulunan lezyonlardır ve hastanın yaşına göre vücudun farklı bölgelerinde ortayaçıkar.

Egzamalar

·         süt çocukluğu döneminde en sık yüzde (sıklıkla yanaklarda), saçlıderide, diz ve dirsek bölgelerinde ve kulak arkasında görülür. Bez bölgesigenellikle etkilenmemiştir.

·         İki yaşından büyük çocuklarda daha çok dirsek önü, diz arkası,boyun, el ve ayak bileği bölgesini tutar. Yüz ve göz kapaklarında bu dönemdelezyon görülmemeye başlar. Tutulan bölgelerde deride kalınlaşma, kabalaşma vederi çizgilerinin belirginleşmesi gözlenir.

·         Ergenlik döneminde kaşıntı ve deride kalınlaşma ön plandadır.Lezyonlar daha çok el ve ayak bilekleri, kol ve bacakların iç yüzlerinde, gözçevresi, yüz, boyun ve gövdenin üst kısmındadır. Bu dönemde egzama sadeceellerde görülebilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve renginkahverengileşmesine neden olur.

Atopik Dermatit (Egzama) Tedavi

Atopik dermatit kronik bir hastalıktır ve kürsağlayacak bir tedavi yöntemi yoktur. Hafif vakaların önemli bir bölümükendiliğinden geçer.

Tedavinin hedefleri:

·         İlaç tedavisi

·         Cildin nemlendirilmesi

·         Koruyucu önlemler

İlaçlar ile tedavideki amacımız, cilttemeydana gelen alerjik reaksiyonların baskılanmasıdır. Atopik dermatiti olanhastalarda ciltte bağışıklık sistemimize ait hücrelerin birikimine bağlıiltihabi bir süreç vardır. Bu iltihabi sürecin baskılanması tedavinin en önemlibasamağını oluşturmaktadır.

Atopik dermatitli hastalarda bu tedavi içindaha çok lokal uygulanan ilaçlar kullanılır. Ama tedaviye dirençli hastalardasistemik olarak kullandığımız ilaçlarda bulunmaktadır.

Tedavide kullanılanen etkin ilaçlar kortizon (kortikosteroid) içermektedir. Sadece egzamanın olduğuyerlere sürülür. Bu ilaçları kullanırken mutlaka hekim tavsiyesine uyulmalıdır.Tüm vücuda yayılacak şekilde kullanılmadıkları sürece ciddi yan etkilere yolaçmazlar.

Olası yan etkileri arasında deri incelmesi,renklenmede azalma, çizgilerin oluşması, deri altı kanamalar, deri altı damargenişlemeleri sayılabilir. Çok güçlü etkiye sahip kortizonlu ilaçların uzunsüre deriye uygulanması ile nadiren ciddi sistemik etkiler de ortaya çıkabilir.Bu nedenle hastalar doktoruna danışmadan bu ilacı kullanmamalıdır.

Tedavide uyulması gereken ilkeler isehastalığın kontrolünü sağlayacak en zayıf etkiye sahip kortizonlu ürünü seçmekve kontrol sağlanır sağlanmaz da daha zayıf etkili bir ürüne geçmektir. Özellikleyüz gibi hassas bölgelerde mümkün olan en zayıf kortizonlu kremi kullanmayaözen gösterilmelidir. Kortizonlu kremler banyodan hemen sonra venemlendiricilerden önce kullanılmalı ve yalnızca egzamanın olduğu bölgeyeuygulanmalıdır. Saçlı deride losyonlar ve kremler yaşa bağlı olarak seçilebilir

Kortizon içermeyen kremler pimekrolimus vetakrolimus atopik dermatit tedavisinde kullanılan diğer ilaçlardır. Kortizonluilaçlarda görülen yan etkilere yol açmazlar. Yüz gibi hassas deri bölgelerindekullanılabilirler. İki yaşından büyük bebeklerde hafif ve orta şiddette atopikdermatit tedavisinde kullanılması tavsiye edilmektedir. Bağışıklıksisteminde sorunu olan çocuklarda kullanılmamalıdır.

Antihistaminiklerin tedavide yeri yoktur.Kaşıntının giderilmesindeki etkileri çok zayıftır. Gece kaşıntısınınengellenmesinde yararlı olabilirler. Atopik dermatit hastalarının egzamalarındaenfeksiyon geliştiğinde ki bu durum sıklıkla görülebilir. Antibiyotik tedavisikullanılmalıdır.

Fototerapi ve bağışıklık sistemini baskılayanilaçlar (siklosporin vb) yeterli yanıt
alınamayan ağır olgularda nadir olarak gerekli olabilir.

Cildin Nemlendirilmesi

Atopikdermatiti (egzama) olan hastaların cilt kuruluğunungiderilmesi çok önemlidir. Bu nedenle ılık suyla banyo yapmaları gerekmektedir.Hastalığının derecesine göre sıklığına ve yöntemine (küvet içerisinde ya daduş) doktorunuzla karar verebilirsiniz. Cildi tahriş edebilecek uygulamalardankaçınmak gerekir. Banyodan sonra cildin suyunu korumak amacıylanemlendiricilerin kullanılması çok önemlidir. Su bazlı ya da yağ bazlınemlendiriciler kullanılabilir. Bu seçimi doktorunuzla birlikte yapabilirsiniz.

Nemlendiricilerin alerjen ya da kimyasalmadde içermemesine dikkat edilmelidir.

Atopik dermatit hastalarının alacağı önlemler nelerdir?

1.   Kaşıntı ve Döküntüyü Kötüleştiren Şeylerden Kaçının

Kaşıntı, döküntü veya diğer semptomları neyindaha da kötüleştirdiğini çözmek önemlidir.  Kaşınma ve ovalama cilditahriş eder ve durumu daha da kötüleştirir. Kaşıntıyı önlemek için alınacak tedbirler

·         Tırnaklarınızı kısa, düz ve temiz tutun.

·         Kaşıntı hissettiğinizde nemlendirici uygulayın.

Aşırı sıcak veya nem, alerji, aşırı duygusaldurumlar ve stres kaşıntı ve döküntüyü artırabilir.

2.Kimyasal Tahriş Edicilerden Uzak Durun

Tahriş edici maddelerden (kimyasallar,çözücüler, sabun, deterjan, güzel kokular, cilt bakım ürünleri, bazı kumaşlarve sigara) kaçınmanız gerekiyor.

·         Yeni satın aldığınız tüm elbiseleri giymeden önce yıkayınız.Formaldehid ve diğer tahriş edici kimyasallar yeni yapılmış elbiselerdebulunabilir.

·         Diğer kumaşlara nazaran daha az tahriş edici olan pamuk veyapamuk karışımlı elbiseler giyinin. Rahatsız ediyorsa giysilerin etiketleriçıkarın. Dikiş yerleri kaşıntı yapıyorsa, evdeyken giysileri tersyüz giyinin.Yün veya tahriş edici kumaşlardan sakının.

·         Çamaşır deterjanınız tahriş edici geliyorsa, kokusuz ve boyasızdeterjanlar kullanın. İkinci bir durulama çamaşır deterjanındaki deterjankalıntılarının giderilmesine yardımcı olabilir.

·         Güneş yanmalarından kaçının. Yüksek faktörlü koruyucu güneş kremikullanın. Güneş kreminiz tahriş edici ise, yüz için geliştirilmiş diğerürünleri veya güneş kremlerini deneyin.

·         Yüzdükten sonra duş yapın ve nemlendirici uygulayın.

3.Evinizin Sıcaklığını ve Nemini Uygun Hale Getirin. 

Aşırı sıcaklık ve rutubet atopik dermatitlikişiler için problem olabilir. Aşırı sıcak ve aşırı nemden kaynaklanan terlemecildi tahriş edebilir. Düşük nem ciltten su kaybına yol açar. Bu durum kuruluğave cilt tahrişine yol açar.

·         Yaşadığınız ortamı rahat bir sıcaklık ve nem düzeyinde tutun.

·         Egzersiz yaparken ve sıcak havalarda gevşek, geniş ve seyrekdokumalı kıyafetler giyinin.

 

 

 

4.Alerjenlerden Kendinizi Koruyun 

Alerjiler atopik dermatit semptomlarınızıbaşlatabilir veya kötüleştirebilir. Alerjik reaksiyon gösterdiğiniz şeylerekarşı alabileceğiniz birçok önlem vardır.

5.Besin Alerjileri Egzamayı Kötüleştirir
Besin alerjileri atopic dermatitli hastaların yarısına yakınında bulunabilir.Çocuklarda süt, yumurta, yer fıstığı, buğday, fındık, soya, balık ve kabukludeniz ürünleri egzamayı tetikleyebilir. Mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanıtarafından değerlendirilmeniz gereklidir.

6.Duygu durumunuz ve Stres, Egzamanızın Şiddetini Etkileyebilir
Duygu ve stres atopik dermatite yol açmaz, ancak kaşıntı ve kaşınmaya nedenolabilir. Kızgınlık, düş kırıklığı ve utanma kızarma veya kaşıntıya yolaçabilir. Stresler kaşıntı-kaşınma döngüsüne yol açabilir ve durumu daha dakötüleştirebilir.

·         Hastalığınızla daha iyi mücadele etmek için hastalığınızla ilgiliolabildiğince fazla bilgi öğrenin.­

·         Aile bireyleriniz ve arkadaşlarınızın destekleyici olmasınısağlayın.

·         Olumsuz durumları nasıl tedavi edeceğinizi öğrenin.

·         Duygu ve stresle mücadelenizde yardım alın.

7.Enfeksiyonlara karşı dikkatli olun
Cilt enfeksiyonları atopik dermatitli kişiler için sık sık problem oluştururlar.Bulaşıcı organizmalar (bakteriler, virüsler, mantarlar) çoğu kez cilt üzerindesayıca normalin üzerinde seyreder. Kaşınan veya tahriş olan cilt daha kolay birşekilde iltihaplanır.

Cilt enfeksiyonlarının belirtileri:

·         Artan kızarıklık

·         İltihap dolu şişlikler veya sızıntı

·         Uçuklar ve ateş

Neler Yapılabilir;

·         Herhangi bir enfeksiyon belirtiniz varsa hemen doktorunuzuarayın.

·         Enfeksiyonu muayene etmek amacıyla doktorunuzun önerdiği eylemplanını takip edin.

ANAFİLAKSİ

Tanım,Tarihçe,Sıklık ve Mekanizma:

  

Anafilaksi ilk defa 1902 yılında Portier ve Richet adlıaraştırmacılar tarafından köpeklerde yaptıkları aşılama çalışmaları esnasındatanımlanmıştır. Alerjik reaksiyonların en ağırı, en hızlı gelişeni ve endramatik sonuçlar doğurabilen halidir. Anafilaksinin toplumda görülme sıklığıile ilgiliçoksağlıklırakamvermekmümkündeğildir.

Ancak, ilaçlarve gıdaların anafilaksiye en sık yol açan ajanlar olduğusöylenebilir. İlaçlardan da en sık romatizmal ağrı kesicilerin veantibiyotiklerin anafilaksiye sebep olduğu görülmektedir. Bunlar dışında önemlibir anafilaksi nedeni de arı ve diğer böcek sokmalarıdır. Gıdalardan da kabukludeniz ürünleri ve fındık ezmesinin anafilaksiye en sık neden olan gıdalarolduğu bildirilmektedir.

Anafilaksi, hücresel mekanizma olarak, bazofil ve mast hücresi dediğimizhücrelerin içindeki histamin dolu küçük keseciklerin patlaması ve histamindenilen aktif maddenin açığa çıkaraketkileriniyaratmasıileoluşanbirreakiyondur.
 
Klinik Belirtiler

Anafilaksi, ölümcül olabilen, ciddi, tüm vücudu etkileyen bir alerjikreaksiyondur ve hemen tanı konarak tedavisinin yapılması gerekir. Buözellikleri ile "tıbbi aciller" grubunda yer alır. Eğer klinik olaraktanınması gecikirse ve gerekli dikkat gösterilmezse Kalp-damar ve/veya solunumsistemi yetmezliğindenölümgerçekleşebilir.

Anafilakside bulgular genellikle, sorumlu ajanla karşılaştıktan sonra dakikalarhatta saniyeler içinde ortaya çıkabilir. Sorumlu ajan enjeksiyon yolu ilealınmış ise bulgular sıklıkla 5 ile 30 dakikada başlar. Ancak bazen bulgularıngelişimi bir saat sonrasına kadar uzayabilir. Eğer sorumlu ajan ağız yolundanalınmışsa bulgular genellikle ilk 2 saat içinde oluşur.

Anafilakside istisnalar dışında en sık görülen belirtiler deriye aittir vehemen hemen tüm olgularda bulunur. Bunu solunum yollarına ait olan bulgularizler, daha sonra ise tansiyon düşmesi ve mide barsak belirtileri görülür.Deri, havayolları, kalp-damar ve mide barsak gibi birçok organ sistemi tekbaşına ya da birlikte etkilenebilir. Bu belirti ve bulgular; deride yaygınkızarıklık, kaşıntı, kurdeşen plakları, bronşlarda tıkanıklık, üst solunumyolunda ödem, mide barsak sisteminde hareketlerin artışına bağlı bulantı,kusma, ishal, kalp-damar sisteminde tansiyon düşmesi ve/veya ritm bozukluklarıgörülebilir. İlginç olanı ise hastaların sıklıkla "ölüm korkusuhissi" tanımlamalarıdır. Sık görülen diğer belirtiler burun, gözler vedamakta kaşıntı, hapşırık, dışkı ve idrar kaçırmadır. Bazen anafilaksinin ilkbelirtisi bilinç kaybı olabilir. Bu belirtilerden dakikalar sonraölümolabilir.

Klinik Belirtilerin Şiddetini Etkileyen Faktörler

Hastadaki alerjik durumun ciddiyeti, sorumlu olan ajanla yüksek dozdakarşılaşmış olmak, eşlik eden diğer hastalıkların (astım, kalp hastalığı)olması kliniği etkileyen faktörlerdir. Önceden kalp hastalığı bulunankişilerde, sorumlu olan ajanın enjeksiyon yolu ile uygulanması, ciddianafilaksi riskini ve buna bağlı ölüm olasılığını arttırır. Ayrıca, bazıtansiyon ilaçları kullananlarda anafilaksi sonucu ölüm oluşması çok daha sıkgörülebilmektedir. Tüm bunlara ek olarak anafilaksi sırasında tedavininyapılmasındagecikmeolursareaksiyondahaağırseyreder.

Tedavi

Anafilaksi, hızla oluşup hastayı öldürebilen acil bir hastalık olduğundan,tedavisi de çok hızlı uygulanmalıdır. İlk müdahale mümkünse hastanın bulunduğuyerde yapılmalıdır. Anafilaksi bir ilaç enjeksiyonu sonucu ulaşabildiğinden,anafilaksinin tedavisinde kullanılan ilaçların ve malzemelerin enjeksiyonyapılan her merkezde hazır bulundurulması gereklidir. Arı ve gıda alerjisine bağlıanafilaksi, genellikle bir sağlık kuruluşu dışında geliştiğinden, bu riskesahip hastalar ilaçları yanında taşımalı ve kendi kendine tedavi yapabilmesikonusunda eğitilmelidir.

Tedavide yapılması gerekenlerin başında hastanın hava yolunun ve kalp-damarsistemi durumunun değerlendirilmesi ve tedavi süresince takibi gelir.Anafilakside en önemli ölüm sebepleri üst solunum yollarındaki ödeme bağlıtıkanma, buna bağlı solunum yetmezliği ve kalp-damar sistemine ait iflastır.Tedavi girişimleri bunları düzeltmeye yönelik olacaktır. Üst solunumyollarındaki ödeme bağlı oluşan tıkanma ilaç tedavisine yeterli yanıt vermezise üst solunum yoluna tüp uygulanması veya boğazın öne kısmından solunumyoluna delik açma hayat kurtarıcı olabilir. Hastanın boynu iyice arkaya doğrukıvrılıp ağız açık tutulmalıdır.

Adrenalin, anafilaksi tedavisinde en önemli ilaçtır. Anafilaksiden ölenler,genellikle adrenalin kullanılmayan veya yetersiz kullanılan hastalardır.Adrenalin ile kalp-damar ve solunum sitemi bulguları hızla geri normaledönebilir. Ancak uygulanırken tehlikeli yan etkiler de ortaya çıkabilir. Bazenani tansiyon yüksekliği ve beyin kanamasına, kalp krizine ve ciddi ritmbozukluklarına yol açabilir.

Adrenalin cilt altı, kas içine, veya direkt damar içine uygulanabilir.Adrenalinin uygulanma yoluna hastanın durumuna göre karar verilebilir.Bulguların devam etmesi veya tekrar etmesi durumunda15-20dakikadabirtekrarlanır.

Adrenalin uygulandıktan sonra diğer ilaçlar uygulanır. Antihistaminiklerinetkileri sınırlı olmakla birlikte anafilakside kullanılmalıdırlar. Kortizonun,alerjik yanıtın erken fazına etkisi olmaması nedeniyle, anafilaksinin başlangıçtedavisinde faydası sınırlıdır. Hipotansiyonun durumunun düzeltilmesi içinayrıca damar içine serum uygulamaları gerekebilir. Bronş tıkanıklıkları içingerekirse bronş açıcı spreyler kullanılabilir. Ayrıcaoksijenverilmelidir.

Anafilaksi, kol veya bacaktan enjeksiyon veya arı sokması sonucu oluştu ise,emilimi geciktirmek için turnike uygulanmalıdır. Turnike her 10 dakikada birdakika serbest bırakılmalıdır.

Bu girişimler yapılırken, hastanın yoğun bakım ünitesine nakli ve bulgulartamamen düzeldikten sonra tekrarlaması riski nedeniyle 1-2 gün gözlem altındatutulması gereklidir. Anafîlaksinin şiddetine, hastanın gereksinim duyduğutedaviye göre, taburcu olduktan sonra ağızdan antihistaminik, bronş açıcı vekortizon tedavisine 7-10 gün devam edilmesi uygun olur.

Alerjik kişiler daha önceden reaksiyon gösterdiği bir ajanla karşılaştığındahemen bir antihistaminik almalıdır. Ancak bu anafilaksi gelişiminiönlemeyebilir. Anafilaksinin ilk belirtileri görüldüğünde adrenalinkullanılmalıdır. Bu nedenle hasta daha önce alerjik bir reaksiyon geçirmiş iseve tekrarlama riski var ise (arı alerjisi, gıda alerjisi, egzersize bağlı anafilaksi,idiyopatik anafilaksi), kendi kendine uygulayabileceği adrenalin kitini (Epipenveya Fastject gibi) yanında taşımalıdır. Bunun için bu hastalara içindeenjeksiyona hazır tek dozluk adrenalin bulunan adrenalin otoenjektörleriönerilir.

 

 

 

Acil durumlarda elbise çıkarılmadan otoenjektör uygulanabilir.Hasta otoenjektörü yanında taşımalıdır. Son kulamla süresi geçenotoenjektörlerde adrenalininetkinliğiönemliölçüdeazalır.Bunedenleyenisiiledeğiştirilmelidir.



Korunma

Anafilaksi nedenini saptamak sonraki atakları önleme açısından çok önemlidir.Dikkatli bir hikaye anafilaksinin nedeni hakkında ipucu verebilir. Gerektiğindederi testleri veya kandan alerji tayininebaşvurulur.Sorumluajandankaçınmakenetkilikorunmadır.

İlaçları sadece kesin gereklilik olduğunda ve reçete doğrultusunda kullanmak enbaşta yapılması gereken bir korunma yöntemidir. Genel olarak daha öncedenherhangi bir ilaca alerji gelişen kişiler bu durumu her doktor muayenesi vereçete yazımı esnasında doktora hatırlatmalıdır. Hastalar duyarlı olduğubilinen ilaçlarla çapraz reaksiyon veren ilaçlardan da kaçınılmalıdır ve bukonuda doktorla istişarede bulunmalıdırlar. Damar yolu veya kabadanenjeksiyondan ziyade ilaç uygulamasıiçinağızyolutercihedilmelidir.

Gıdaya bağlı anafilaksilerde reaksiyon oluşturan gıdalardan kaçınılmalıdır.Buradaki bir tehlike hastanın duyarlı olduğu gıdanın, karışım gıdalar içindebilinmeden alınmasıdır. Bu nedenle hazırgıdalardakiiçeriketiketleridikkatlegözdengeçirilmelidir.

Anafilaksiye neden olan sebep arı sokması ise arı aşısı uygulaması gereklidir.Bir alerji merkezinde bu tedaviye başlanmalıdır. Daha sonraki arı sokmalarındaanafilaksi gelişimini önleme açısından aşı uygulaması çoketkilidir.Anafilaksinin tekrarlama riski olan hastalar özellikle gıda, ilaç vearı alerjisi olduklarına dair bilgi içeren bilezik, kart veya künye veadrenalin kiti taşımalıdırlar. Hastaneye gelmeden önce adrenalini uygulamasıiçin kendisi veya ailesi eğitilmelidir.

 

ASTIM

Astım, hava yollarının kronik (müzmin)hastalığıdır. Soluduğumuz hava akciğerlerimize yani oksijen ile karbondioksitdeğişiminin yapıldığı alveollere (keseciklere) havayollarından geçerekulaşmaktadır. Astım aslında karmaşık bileşenleri olan bir klinik sendrom olarakkabul edilmektedir. Hastaların hava yollarında mikrobik olmayan iltihap vardır.İltihabi süreçte hem hava yollarında aşırı duyarlılaşma olurken hem de aşırıhücre birikimi, mukus ve hava yollarını saran kaslarda kasılma meydana gelir.Tüm bu faktörlerin etkisiyle hava yolları daralır. Nefes alıp verirkenzorlanmaya başlarız. Soluduğumuz havanın alveol dediğimiz keseciklereulaşmasında sorunlar yaşanmaya başlar. Bu durumda hastalarda öksürük gibi hafifbulgulardan, ağır nefes darlığına kadar değişen geniş yelpazede semptomlar ortayaçıkar.

Astım tanısı olan şikayetiolmayan hastalar da bile havayollarında iltihap bulunmaktadır. Normaldereaksiyon verilmemesi gereken tetikleyicilerle (alerjenler, hava kirliliği,sigara dumanı) karşılaştıklarında hava yollarında aşırı hassasiyet olduğu içinöksürük, nefes darlığı gibi semptomlar ortaya çıkar.

Astım çocuklukçağının en sık görülen kronik hastalığıdır. Dünyada 300 milyon kişide astımolduğu bilinmektedir. Sıklığı da giderek artmaktadır. Ülkemizde her 10 çocuğunbirinde astım olduğu bilinmektedir. Bu oran erişkinlerde daha düşüktür.

Diğeralerjik hastalıklarda olduğu gibi astımında nasıl geliştiği tam olarakbilinmemektedir. Günümüzde alerjik hastalıkların gelişimini açıklamayaçalışan “hijyen hipotezi” halen geçerliliğinisürdürmektedir. Astım ya da diğer alerjik hastalıkların sıklıklarındakiartışın, dünyadaki sosyo-ekonomik düzeydeki iyileşme dönemine denk gelmesi buhipotezin esasını oluşturmaktadır.

Astımsemptomları alerjenler ile karşılaşıldığında ortaya çıktığı gibi, bazıkişilerde egzersiz sonrasında da görülebilir. Spor yaparken ortaya çıkan budurum egzersizin tetiklediği bronkokonstrüksiyon (EIB) olarakadlandırılmaktadır. Yine bazı meslekleri yapan kişilerde işine özgünalerjenlere bağlı astım (mesleksel astım) görülebilir.

Astımbenzeri bulgular çocukluk döneminde özellikle 5 yaş altında sıkça görülür. Budönemde astım tanısı konulurken dikkatli olunması gerekir. Bu konuda alerjive immünoloji doktorlarından yardım alınması uygunolur.

Astım ne yazık ki kür (tamamendüzelme) edilebilen bir hastalık değildir. Ancak hekiminizle iyi bir işbirliğiile astımınızı kolayca kontrol altına alabilirsiniz. Ve yaşamınıza sorunsuzolarak normal kişiler gibi devam edebilirsiniz.

Astım Semptomlarınelerdir?

Astım semptomları bireylerarasında farklılıklar gösterebilir. En sık görülen semptom göğüsten gelenhışıltı (vizing) sesidir. Hava yollarındaki daralma sonucu nefes verirkenortaya çıkar.

Hangi bulgular astımıdüşündürmelidir?

·         Nefes darlığı

·         Göğüste tıkanma hissi ya da ağrı

·         Uzun süreli öksürükler

·         Uykudan uyandıran öksürük ve hışıltı.

Astım semptomları genellikletetikleyiciler (infeksiyonlar, alerjenler, egzersiz vb) ile karşılaşıldığındaortaya çıkar. Astım semptomlarının alerjik olmayan tütün dumanı, havakirliliği, kimyasal/kozmetik kokular ya da soğuk havalarda da ortayaçıkabileceği unutulmamalıdır. Çocuklarda egzersizle yani oyun oynarken ortayaçıkan öksürük astım belirtisi olabilir.

 

 

 

Semptomlarağır olduğunda ya da belirgin nefes darlığında astım atağından sözedebiliriz. Bu durumda hızlı hareket edilmeli, gerekirse doktorunuzla irtibatageçip tedavi planınızda değişiklikler yapılmalıdır.

Astım Tanısı NasılKonulabilir?

Astım tanısının konulabilmesiiçin öncelikle hastanın iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Çoğuvakada tanı, hastanın öyküsü ve semptomların özelliklerine göre kolaycakonulabilir.

Ailesel alerjik hastalıkbulunması tanı için oldukça önemlidir. Astım semptomları gece veya sabaha karşıdaha sık ortaya çıkabilir. Tetikleyiciler (alerjen, egzersiz, hava kirliliği,vb) ile karşılaşıldığında öksürük, göğüste hışıltı sesinin duyulması ya danefes darlığının oluşması astım tanısı için önemli özelliklerdir. Diğer birönemli husus ise astım hastaları şikayeti olmadan tamamen normal olduğudönemleri de vardır. Diğer kronik akciğer hastalıklarından ayırıcı önemli birözelliktir.

Öykü ve hastanın muayenesi ilebüyük ölçüde tanı konulabilmesinin yanında ek laboratuvar incelemelerine deçoğu zaman gereksinim duyulmaktadır. Laboratuvar incelemeleri, tanı konulmasıyanında hastanın takip sürecinin de objektif parametrelerle yapılmasınısağlamaktadır.

Tanısal işlemler

·         Solunum fonksiyon testleri(Spirometri)

·         Bronş provokasyon testleri

·          Metakolin

·          Egzersiz

·          Diğer

·         Tetikleyicilerin belirlenmesi

·          Deri prik testleri

·          İntradermal testler

Astımtanısının konulmasında en önemli basamaklardan birisi solunum fonksiyontestleridir (SFT). Deneyimli personel tarafından uygun ortamlarda yapılmasıgerekir. Derin nefes alındıktan sonra hızla cihaza üflenir. Bu test ileakciğerlerinizdeki havanın 1.saniyedeki çıkan miktarının (FEV1) >%80 olmasıbeklenmektedir. Astım şiddetine göre bu değerlerde düşüklük gözlemlenebilir.Ancak astımlı hastalarda bronşlarda daralma olup olmadığını göstermek içinsolunum fonksiyon testleri normal olsa bile kısaetkili ß2 agonist (salbutamol) verilerek işlemtekrarlanır. Hastanın ilk değerine göre belirli oranda artış görülürse tanıiçin çok değerli bir bulgudur.

Solunum fonksiyon testleri hemastım tanısı konulmasında, şiddetinin belirlenmesinde ve hastanın takibinde çokönemlidir.

Ancakbazı durumlarda hastanın öyküsü astım ile uyumlu olsa da solunum fonksiyontestleri normal olabilir. Bu durumda hastalara provokasyon testlerininyapılması gerekir. Provokasyon testlerinden hangisinin yapılacağına hekiminizkarar verecektir. Çoğunlukla farklı dozlarda ilaç (metakolin) inhalasyonuylaya da egzersiz ile bu testler yapılabilir.

Astımtanısı konulduktan sonra hastalığı kontrol altına almak için varsa tetikleyicilerinin (alerjenler)belirlenmesi gerekmektedir. Hastanın semptomlarının özelliklerine göre seçilenalerjenlerle deri prik testleri yapılır.Pozitif çıkan alerjenler için hastalara korunma önlemlerininalınması tavsiye edilir.

Alerji deri testleri ile astımtanısı konulamaz. Bir çok hastanın deri testi pozitifliği olsa bile hastaolmadığını biliyoruz. Bu nedenle testlerin yapılması ve yorumlanması alerji veklinik immünoloji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Aksi taktirde hem tanısalyanlışlıklar yaşayabilir hem de gereksiz önlemlere ve tedavilere maruzkalabilirsiniz.

Astımın tedavisi veizlemi

Her şeyden önce astımhastalığında kür dediğimiz tamamen düzelmenin olmadığı bilinmelidir. Astımdakontrolü sağlamak için bir kaç basamağın birlikte uygulanması gerekmektedir.Bir konuda aksaklık yaşandığında hastalığın kontrolü konusunda sorunlaryaşanmaya başlar.

Astım,

·         İlaçların düzenli kullanılması,

·         Tetikleyicilerden kaçınılması (çevrekontrolü) ve

·         İyi bir hekim hasta işbirliği ilekontrol altına alınabilir.

Her üçbasamakta hastaya iyi eğitim verilmesi başarı için olmazsa olmazımızdır. Hastaeğitiminde ilaçların kullanım teknikleri, izleyeceği yol haritası , tetikleyicilerdennasıl korunacağı ve sorun yaşadığında yapabileceği ilk müdahaleler konusundadonanımlı olması sağlanmalıdır. Elbette astım kronik bir hastalık olduğu içingerektiğinde aileye ya da hastaya psikolojik destek verilmelidir.

Temel yaklaşımların yanındagerektiğinde hastalığı kontrol etmek için çoğu zaman ilaç kullanımına daihtiyaç duyulmaktadır.

Busüreçte kullanılan ilaçlar kontrol edici ve rahatlatıcıilaçlar olarak adlandırılır. İlaçlar daha çok solunum yolu(inhalasyon) ile alındığı için kullanımı konusunda eğitim verilmesigerekir. Uygun teknik ve cihazlar kullanılmadığındailaçlardan beklenen etkiyi göremezsiniz.

Kronikhava yolu hastalığı olarak astım hastalarındabronşlarda mikrobik olmayan inflamasyon olduğu için buna yönelik ilaçlarınkullanılması çok önemlidir. Günümüzde az sayıda ama çok etkili ilaçlar ileastım hastalığının kontrolü sağlanabilmektedir. Anti-inflamtuvar etkiye sahipen etkili ilaçlar kortizonlardır (kortikosteroid). Builaçlar solunum yolu ile değişik formlarda hastaların kullanımına sunulmuştur.Kullanım teknikleri açısından her birinin ayrı özellikleri vardır. Hekimleryeterli zaman ayırarak bu konuda hastalara eğitim vermelidir. Bu ilaçlarsolunum yolu ile çok düşük dozlarda alınmakta ve sadece akciğerlerimizde etkiliolmaktadır. Hekim kontrolünde kullanıldığında önemli yan etkileribulunmamaktadır.

Astım kontrolündelökotrienlerin etkisini reseptörleri düzeyinde bloke eden ilaçlarda (montelukast) kullanılabilir.Bunların etkisi nispeten kortizonlu ilaçlara göre daha azdır. Ağızdan günde birkez alınarak kullanılır.

Astımınkontrolünde zorluklar yaşandığı zaman tedaviye ağız yoluyla verilen kortizonluilaçlar eklenebilir. Son yıllarda zor astım vakalarında biyolojik ajanlardatedaviye girmiştir. Anti-IgE ilekontrol edilemeyen astımlı hastalarda iyi sonuçlar alınmaktadır. Anti-IgE’nin,kılavuzlarda önerilen tedavilere yanıt alınamadığında, bu tedavilere ek olarakkullanılması önerilmektedir.

Astım tedavisindekurtarıcı ilaçlar

Kurtarıcıilaçlar solunum yolu ile alınırlar. Daralmış bronşlarda hava yollarınınetrafındaki düz kasları gevşeterek hastanın daha rahat nefes almasını sağlarlar. Salbutamol agonist)en sık kullandığımız bronş genişleticilerden birisidir. Etkisi dakikalariçerisinde başlar. Astım ataklarında kısa aralıklarla bir çok kezkullanılabilir. Ayrıca hastaların kendisi de semptomları olduğu zamankullanabilirler. Bu ilaçlar hastalarda rahatlama yapar ancak hava yollarındakiiltihap üzerine etkisi yoktur. İlacın rahatlatması sizderehavete neden olmasın.

Unutmayın. Haftada iki seferdendaha fazla rahatlatıcı ilaç kullanıyorsanız doktorunuzla temasa geçmelisiniz!

Uzunetkili olan ßagonist ilaçlar (formeterol,salmeterol vb) astım kontrolü için kullanılmaktadır. Uzun etkili olanlarkortizon gibi kontrol edici ilaçlar ile kombine şekilde hastaların kullanımınasunulmuştur. Ancak bu ilaçlar mutlaka alerjive immünoloji uzmanlarının önerisi alınarakkullanılmalıdır.

Astımlıhastalarda rahatlatıcı ilaçlardan bir diğeri ise antikolinerjiklerdir. Builaçlar yine solunum yolu ile alınırlar. Ancak kısa etkili ßagonistlere(salbutamol) göre etkisi daha azdır ve geç başlar. Antikolinerjikler(ipratropium) havayollarındaki düz kasları kontrol eden sinirleri bloke ederekgenişlemeye neden olurlar. Klinik uygulamada ilk tercih edilen ilaç değildir.Ancak ßagonistlere yeterli yanıt alınmadığı zaman ilaveolarak kullanımı tercih edilmektedir.

 

GASTROİNTESTİNALSİSTEM ALERJİLERİ

 

Günlük tükettiğimiz besinlere bağlı olaraksindirim sistemimize özgü alerjik hastalıklar giderek artmaktadır. Diğer besinalerjilerinden farklı mekanizmalar (IgE dışı) ile gelişmektedir. Bu nedenle hemsemptomlarını tanımak ve hem de tanısal testleri uygulamak konusunda deneyimgerektirir. Klinik bulgular sindirim sisteminin etkilendiği bölgeye görefarklılıklar gösterir.

·         Besin protein ilişkili enterokolit sendromu (BPİES)

·         Besin proteini ilişkili proktokolit (BPİAP),

·         Besin proteini ilişkili enteropati (BPE)

Bu sendromlar genel olarak sıklıkla ek gıdayageçilen aylarda görülmeye başlar. Besin proteinlerine bağlı geç tip bir alerjikreaksiyonlar hastalığın gelişiminde rol oynamaktadır. Hastalarda kusma, ishal,kanlı ve mukuslu dışkı gibi bulgular ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda ciddi sukaybı, kan dolaşımında bozulma ve şok tablosu gelişebilir. Genellikleçocuklarda görülmesine rağmen erişkin hastalarda da az da olsa ortayaçıkabilir.

Diğer besin alerjileri gibi bazı besinlerözellikle inek sütü, soya, yumurta ve tahıllı gıdalar bu hastalığıngelişiminden sorumludur. Çoklu yani iki ve daha fazla sayıda besinlere karşıalerji de bu hastalarda görülebilir.

Diğer IgE aracılı besin alerjilerine göre buhastalarda bulguların besinlerin tüketilmesinden sonra daha geç olarak (saatlersonra) ortaya çıktığı unutulmamalıdır.

Gastrointestinal Sistem Alerjileri Tanısı nasıl konulur

Bu hastalıkta tanı tamamen öykü ve hastanınklinik bulgularına göre konulur. Besinlerin tüketimi ile semptomların çıkışzamanı, semptomların özellikleri tanı için önemlidir. Diğer testler (deri priktestleri, serumda besine özgü IgE, yama testleri vb) tanı konusunda çok azyardımcıdır. Az oranda besine özgü spesifik IgE serumda ve deri testi ilesaptanabilir.

Gastrointestinal Sistem Alerjileri Tedavisinasıl yapılır

En iyi ve doğru tedavi sorumlu besinindiyetten çıkarılmasıdır. Bunu yaparken çok dikkatli olunmalı çocuğun beslenmegereksinimleri farklı yöntemler ile sağlanmalıdır. Sorumlu besinler çocuğundiyetinden çıkarıldığında klinik düzelme sağlanır. Ancak ağır reaksiyonlarıngeliştiği durumlarda çok hızlı hareket edilmeli. Damar yoluyla sıvı-elektrolitverilerek su kaybı giderilmelidir. Bazı hastalarda kortikosteroidler ani alevlenmelerdefaydalı olabilir. Sevindirici olan yanı ise bu hastalıklar 1-2 yıl içinde düzelmektedir.

Unutmayın!

Kanlı ve mukuslu dışkı bir çok nedenle ortayaçıkabilir. Eğer besinlere bağlı olduğundan şüpheleniyorsanız mutlaka alerji veimmünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmenizi öneririz. Gereksiz ve tanısaldeğeri olmayan tetkikler konusunda duyarlı olmanız çocuğunuzun sağlığıaçısından önemlidir.

İLAÇ ALERJİLERİ

 

Günlük yaşantımızdailaçlara bağlı birçok belirtiler görülebilir. İlaçlara bağlı belirtilerin birçoğu bağışıklık sistemimizin gelişiminde yer almadığı öngörülebilirreaksiyonlardır. Oysa alerjik ilaç reaksiyonları belirli birilacın uygun dozda kullanımından kısa süre (dakika-saatler) sonra ortaya çıkanöngörülemeyen belirti ve bulgulardır. Alerjik ilaç reaksiyonları basitcilt döküntüsüne neden olabileceği gibi ağır yaşamı tehdit eden anafilaktik yada sistemik reaksiyonlara da yol açabilir.

Alerjikilaç  reaksiyonları tüm ilaç reaksiyonlarının ancak%5-10’unu oluşturur. Hastalar tarafından sıkça dile getirilmesine rağmen gerçekilaç alerjisi oranları çok düşüktür. Erişkinlerde daha sık görülür.

Alerjik reaksiyonlara neden olan ilaçlar

·         Antibiyotikler (penisilin ve sefalosporinler)

·         Aspirin ve diğer nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçlar(İbuprofen).

·         Epilepsi (sara) ilaçları

·         Kanser ilaçları

·         Monoklonal antikorlar.

Belirti ve Bulgular

İlaç alımından sonra ortaya çıkan her belirtialerjik reaksiyon yönünde değerlendirilmemelidir. Örneğin aspirin dozuna bağlıolarak ortaya çıkan kulak çınlaması, antibiyotiklere bağlı gelişen ishal ya datansiyon ilaçları olan ACE-inh sonucu gelişen anjioödem alerjik reaksiyonlardeğildir.

İlaçlara karşı alerjik reaksiyonlar geliştiğisüreye bağlı olarak iki gruba ayrılabilir. Erken gelişen reaksiyonlardabulgular genellikle aşağıdaki gibidir.

·         Ürtiker (kurdeşen),

·         Yüzde, göz ve ağız çevresinde şişlik

·         Kaşıntı

·         Ciltte kızarıklık ve döküntü

·         Solunum sistemi problemleri (nefes darlığı, öksürük, göğüssıkışması) görülebilir.

İlaçlara bağlı olarak geç gelişenreaksiyonlarda belirtiler saatler hatta günler sonra ortaya çıkabilir. İlkbulgular ciltte küçük döküntüler şeklinde çıkabilir. Ancak daha sonra Steven’sJohnson sendromu, toksik epidermal nekrolizis ya da organ tutulumu (karaciğer,lenf, kalp vb) ile seyreden ağır sistemik reaksiyonlar (DRESS) görülebilir.

Ancak en önemlisi ise sistemik, yaşamı tehditeden anafilaksi reaksiyonlarıdır.

İlaç Alerjisi Tanı

Ne yazık ki ilaç alerjisini tespitetmeye yönelik kesin ve genel bir test bulunmamaktadır. İlaç alerjinizin olupolmadığını değerlendirebilmek için:

·         Daha önce hangi ilaçlar ile sorun yaşadığınız,

·         Belirtilerin neler olduğu,

·         Belirtilerin çıkış süresi

·         Şiddeti,

·         Nasıl ve ne kadar sürede düzeldiği

gibi ayrıntılı bilgiye ihtiyaç duyulmaktadır.Sizin verdiğiniz bilgilere göre alerji ve immünoloji uzmanı tarafından gereklitestlerin yapılması planlanmaktadır.

İlaç alerjisini değerlendirirkenhastanın ihtiyacına, daha önce yaşanan sorunun özelliğine göre şüpheli ilaçlarveya kullanabileceğiniz güvenli alternatif ilaçlar ile testler yapılmaktadır.Bunlar,

·         Deri testleri

·          Prik

·          İntradermal

·          Yama

·         İlaç karşılaştırma

Deri testleri negatif sonuçlanırsa ilaçkarşılaştırma testi yapılır. İlaç karşılaştırma testinde şüpheli ilaç küçükdozlarda verilmeye başlanır ve eğer reaksiyon olmazsa belli aralıklarla dozgiderek arttırılır. Sonunda hastanın alması gereken toplam doza ulaşılır. Reaksiyongelişirse ilaç alerjisi tanısı onaylanır. Gelişmediği zamanlarda iseilaç alerjisi olmadığını söyleyebiliriz. Ancak az bir orandakihastada test sonuçları negatif olsa bile (özellikle penisilin) ileriki dönemdereaksiyon gelişebileceği unutulmamalıdır.

Alerjive immünoloji uzmanınız tarafından yapılacak testlerin ilaç ileyaşanan istenmeyen olaylardan 4-6 hafta sonra yapılması gerektiğiniunutmayalım.

İlaç Alerjisi Tedavi

İlaca bağlı alerjik reaksiyon gelişirse ilkyapılacak olan sorumlu ilacı doktorunuza danışarak kesmenizdir. Hafifdöküntüler ilaçlar ile tedavi edilebilir. Hayatı tehdit eden alerjik reaksiyon(anafilaksi) ise acil müdahale gerektiren tıbbi bir durumdur. Hiç zamankaybetmeden acil servise başvurulmalıdır. Eğer yanınızda adrenalinoto enjektörü taşıyorsanız hemen üst bacak uyluk kası içine yapılarak en yakınsağlık kurumuna başvurulmalıdır.

Bazı hastalarda alerjiye neden olan ilacınmutlaka kullanılması gerekmektedir (kanser tedavisi, bazı kan hastalıklarıveya romatizmal hastalıklarda vb). Böyle durumlarda duyarsızlaştırmametodu uygulanır. Hasta hastaneye yatırılarak doktor ve hemşireler tarafından çokyakın gözlem altında alacağı dozun milyonda birinden başlanarak ilaç yavaşyavaş vücuda verilerek ilaca karşı tepkisizliğe alışması sağlanır.

İlaç alerjisi gelişimi için kimler riskaltındadır?

İlaç ile ilgili riskler;

·         Uzun süreli ve tekrarlayan ilaç kullanımı,

·         İlacın kas ya da damar içine uygulanması,

·         İlacın kimyasal yapısının karmaşık olması

Hasta ile ilgili riskler;

·         Kronik hastalığı olanlar (böbrek ya da karaciğer),

·         Sık antibiyotik kullananlar (bağışıklık sistemi yetmezliği yada kistik fibrozis vb)

·         Erişkinler,

·         Kadınlar,

·         Aile öyküsü olanlar.

İlaç alerjisi gelişimi için risklerioluşturmaktadır.

İlaç alerjisi olan hastaların alacağıönlemler nelerdir?

1.   Aynı ilacı ya da aynıgruptan ilacı kullanma.

İlaç alerjisi şüphesi varsa mutlakaalerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeniz ve uygun testlerinyapılması gerekmektedir.

2.   Doktorunuzun verdiğilisteyi mutlaka yanında bulundur.

İlaç alerjiniz kesinleşmiş isekullanmamanız gereken ilaç/ilaçların listesini doktorunuzdan isteyin veyanınızda taşıyın. Bu sizin için hayati öneme haizdir.

3.   Doktorunuz ileiletişiminiz iyi olsun.

Çapraz ilaç reaksiyonlarının engellenmesiiçin hasta kendi ilaç alerjileri konusunda doktorunu mutlakabilgilendirmelidir.

4.   Kendi kendinize ya daçevrenin etkisi ile karar vermeyin.

İlaç alerjilerinin geçici olupolmadığına ilişkin yeterince bilgi yoktur. Bu nedenle alerji uzmanı tarafındanhasta değerlendirilip gerekli testler yapıldıktan sonrailaç alerjisinin devam edip etmediğine karar verilmelidir.

BESİN ALERJİLERİ

 

Besin Alerjisi nedir?

Günlük tükettiğimiz besinlere bağlı ortayaçıkan reaksiyonların tümü istenmeyen besin reaksiyonları olarak adlandırılır.İstenmeyen reaksiyonların büyük çoğunluğu besinlerin farmakolojiközelliklerine, metabolik ya da toksik etkilerine bağlı olarak ortayaçıkmaktadır. Şikayetleri benzer olduğu için sıklıkla birbiri ilekarıştırılabilir. Ancak her ikisinin mekanizmaları ve yol açtığı sorunlaraçısından bakıldığında son derece farklılıklar göstermektedir. Bu nedenleşikayeti olan hastaların besin alerjisi açısından çok iyi değerlendirilmelerigerekmektedir.

Besin alerjisi bağışıklık sistemimiztarafından besinlere karşı anormal yanıtın verilmesiyle ortaya çıkmaktadır.Klinik olarak belirtiler hafif (ürtiker vb) olabildiği gibi yaşamı tehdit edenağır reaksiyonlara da (anafilaksi) yol açabilmektedir. Yine bağışıklık yanıtınözelliğine göre belirtiler bir çok organda (deri, sindirim sistemi vs)görülebilir.

Besin alerjisinin gelişimi bağışıklıksistemimizin besinlerdeki proteinleri tehdit unsuru olarak algılayıp bunlarakarşı IgE tipi antikorlar üretmesi ile başlar. Duyarlı olan bireyler aynıbesinle karşılaştığında daha önce oluşmuş olan IgE antikorlarına bağlanır vemast hücrelerinden başlıca histamin olmak üzere birçok maddenin salınmasınaneden olur. Klinik bulgular işte bu maddelerin etkisine bağlı olarakgelişmektedir.

Ayrıca besin alerjisi bağışıklık sistemimizinIgE dışındaki mekanizmalarına (hücresel immün yanıt) bağlı olarak tagelişebilir. Klinik bulguları açısından farklılıklar gösterir. Aynı zamandatanısal süreçleri de farklıdır ve daha zordur.

Besin alerjileri daha çok çocukluk dönemininsorunlarından birisidir. Anne sütü alan bebeklerde genellikle ek gıdalarabaşladıktan sonraki dönem ciltte ürtiker, kızarıklık, ya da egzema şeklindeortaya çıkabilir.

Günümüzde besin alerjileri anafilaktikreaksiyonların en önemli nedenlerindendir. Bu nedenle halk sağlığı sorunuolarak kabul edilmektedir. Besin alerjilerinde korunma önlemlerinin çok yönlüyapılması gerektiğinden bu hastalar devamlı risk altındadır.

Besin alerjilerini çoğu aşağıdaki besinlerekarşı gelişmektedir. Ancak tüketilen her besine karşı alerjik reaksiyonlarıngelişebileceği unutulmamalıdır.

·         İnek sütü

·         Yumurta

·         Balık

·         Yer fıstığı

·         Kuruyemişler (fındık, ceviz, antep fıstığı, vb)

·         Kabuklu deniz ürünleri

·         Soya

·         Buğday

·         Bakliyatlar

·         Susam

Besin alerjileri çocuklarda daha sık görülür.Bazı besinlere karşı gelişen alerjiler zaman içerisinde düzelme eğilimindedir.İnek sütü, yumurta gibi besinlere bağlı alerjiler yaşa bağlı olarak geçebilir,yer fıstığı, balık, kabuklu deniz ürünleri ve kuruyemiş alerjileri çok uzunyıllar hatta yaşam boyu devam edebilir.

Besinlerin içerdiği protein yapısındakialerjenler diğer alerjenler ile benzerlik gösterir. Örneğin polen alerjisi olanhastalarda bazı meyvelerin (kivi, muz, elma, şeftali vs) tüketimi ile ağızda veboğazda kaşıntı, ödem meydana gelebilir. Çapraz reaksiyon sonucu gelişen buklinik tablo oral alerji sendromu olarak tanımlanmaktadır.

Besin alerjilerinin gelişiminde rol alan IgEdışı mekanizmalara bağlı gelişen semptomlar daha geç ortaya çıkarlar. Örneğinbebeklerde ek gıdaya geçme döneminde kusma, ishal, kanlı mukuslu dışkılamahatta su kaybına neden olabilen reaksiyonlar gelişebilir. Kanlı, mukusludışkılamanın görüldüğü ön planda görüldüğü tip alerjik proktokolit, besinalımından birkaç saat sonra sürekli kusma ile karakterize hastalığa Besinproteinlerinin tetiklediği enterokolit sendromu (FPIES) denir. Bu duruma ineksütü, soya, yumurta vb karşı vücudumuzun verdiği geç tip alerjik yanıtlar nedenolmaktadır.

Besin alerjileri sindirim sistemimizde yemekborusunu da (özafagus) etkileyebilir. Alerjik reaksiyonlarda çok önemli rolüolan eozinofiller’in yemek borusunda yoğun birikimine bağlı olarak çıkan butablo eozinofilik özafajit olarak adlandırılmaktadır. Çocuklarda reflüsemptomlarına benzer şekilde kusma, yutma zorluğu ve kilo alamama şikayetlerigörülebilir.

Bu hastaların bir çoğunda besinlere karşıalerjik reaksiyon gelişmektedir. Ayrıca ailesel alerji öyküsü de (astım,alerjik rinit ya da egzema) bulunmaktadır.

Besin Alerjilerinde Nasıl Tanı Konulmalıdır?

Besin alerjilerinde tanı oldukça deneyimgerektiren bir süreçtir. Dikkatli yürütülmeyen işlemlerin sonucunda yanlış tanıkonulması ile hastalara gereksiz diyet uygulaması ya da hayatlarının riskeedilmesi söz konusu olabilir.

Besin alerjilerinin tanısında iyi birhasta-doktor işbirliği gereklidir.

Öykü tanı için en önemli basamaktır.

·         Tüketilen besinin içeriği ve miktarı,

·         Belirtilerin ortaya çıkış ve düzelme zamanı,

·         Daha önceden ve daha sonra benzer reaksiyonların olup olmadığı

·         Belirtilerin özellikleri (Fotoğraflamak tanımıkolaylaştırabilir!) iyi bilinmelidir.

Bazı hastalardan şikayetlerinden sorumlubesin/besinlerin bulunabilmesi için besin günlüğü tutmaları istenebilir.Tükettiği besinlerin ayrıntılı bir şekilde besin günlüğüne kaydedilmesi tanısalsürece yardımcı olabilir.

Besin alerjilerinde belirtilerin özelliği veçıkış zamanı izlenecek tanısal işlemler açısından son derece önemlidir.

Besin alerjisi düşünülen hastalarda yapılacak tanısal işlemler

·         Deri prik testleri

·         Serumda besine özgün IgE ölçümü

·         Besin provokasyon testleri

Öykü ile oluşan ön görüye göre sorumlubesinin bulunması için deri prik testleri yapılır. Ancak burada hastanın klinikbelirtilerine göre çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü yaşamı tehdit eden ağıranafilaktik reaksiyonlar bu işlem sırasında gelişebilir. Bu nedenle deritestleri deneyimli ve gerektiğinde acil müdahalenin yapılabileceği kliniklerdeyapılmalıdır.

Deri testleri hayatın ilk gününden itibarenher yaş grubunda yapılabilir.

Serumda besine özgün IgE bakılması da tanıyayardımcıdır. Ama klinik değeri deri testlerine göre daha düşüktür. Deritestlerinin yapılamadığı ya da ağır reaksiyon geçirme öyküsü olan hastalarda,zamanla tolerans gelişimi hakkında fikir vermesi amacıyla tercih edilebilir.

Ancak besin alerjilerinde tanı, deri testive/veya serumda besine özgü IgE ölçümü ile konamaz. Bu bilgiler ışığındaşüpheli besinler için eliminasyon ve ardından da yükleme(provokasyon) testleriyapılarak klinik cevap değerlendirilir. Bu uygulamada şüphelenilen besinler 2-4hafta süreyle diyetten çıkarılır (eliminasyon) ve hastanın buna klinik yanıtıgözlenir. Kısmi veya tam yanıt anlamlı olarak değerlendirilir. Bir sonrakiaşamada ise diyetten çıkarılan besinlerle bir alerji uzmanı gözetiminde vebelli bir protokol dahilinde tek tek ağızdan yükleme yapılarak klinikbelirtilerin tekrar ortaya çıkışı gözlenir. Gerekli durumlarda çift kör plasebokontrollü yükleme dediğimiz hekimin ve hastanın ayırt edemeyeceği şekilde birseferde şüphelenilen besin, bir seferde de yalancı besin verilen uygulamagerçekleştirilir. Sonuçlar birbiriyle karşılaştırılır. Bu yöntem besin alerjisitanısında “altın standart yöntem” olarak kabul edilir.

Eğer hastada geçirilmiş reaksiyon anafilâksi tarzındasistemik bir reaksiyon veya ağır bir reaksiyonsa besin yükleme testi KESİNLİKLEYAPILMAZ.

IgE dışı mekanizmalarla gelişen sindirimsistemi alerjilerinde tanı amaçlı endoskopi ve ince bağırsak biyopsisiyapılmalı, uygun histoloji saptanırsa besin eliminasyonu ve ardından besinyüklemesi yapılarak histolojik ve klinik yanıt değerlendirilmelidir. ÖzellikleIgE dışı besin alerjilerinde tanı koymak ve nedeni belirlemek güçtür. Hastalarayanlış tanı konulup gereksiz yere besin kısıtlaması yapmak beslenme bozukluğunayol açabilir.

Besin Alerjisi Tanısı Kesinleşmiş Hastada Tedavide NelerYapılmalıdır?

Besin alerjilerinde kanıtlanmış bir radikaltedavi yöntemi yoktur. Hastanın alerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınmasıreaksiyonları önlemenin tek yoludur. Çok az miktardaki besinlerintüketilmesiyle bile şiddetli reaksiyon olabileceği için mutlak kaçınma şarttır.Önemli bir besin diyetten çıkarılmışsa beslenme bozukluğunun önlenmesi içindiyetin düzenlenmesi gereklidir.

Besin alerjisi olan hastalarda ortaya çıkanhafif reaksiyonlarda antihistaminik ilaçlar ve kortikosteroidlerkullanılabilir.

Anafilaksi öyküsü olan ve/veya yüksek risklibesin alerjili hastalara adrenalin oto-enjektör verilmeli ve kullanımı hakkındabilgilendirilmelidir. Anafilaksi ani başlayan ve acil bir durum olduğu içinhastalar ya da ebeveynler adrenalin oto-enjektör’ü mutlaka yanlarındabulundurmak zorundadır.

Besin alerjilerinde son yıllarda oralimmünoterapi (desensitizasyon) protokolleri ile başarı sağlandığıbildirilmektedir. Henüz yolun başında olunmasına karşın umut verici gelişmeleryaşanmaktadır.

İnek sütü alerjisi olan bebeklerin beslenmesiçok önemlidir. Hayatın ilk altı ayı içerinde anne sütü tek başına yeterlidir.Anne sütü yetmiyorsa veya 6 aydan sonra inek sütünün yerini tutabilecek, normalbüyüme ve gelişmeyi devam ettirecek ancak süt alerjeni içermeyen mamalarkullanılmalıdır. Bu mamalar gideren artan koruyuculuk sırasına göre şunlarolabilir:

·                  

·          İleri hidrolize mamalar

·          Aminoasit bazlı mamalar

·          Soya mamaları (6 aydan küçük bebeklere önerilmez)

İnek sütüne alerjik bebeklerin % 30-50 kadarısoya bazlı mamalara, % 10 kadarı da ileri hidrolize mamalara reaksiyongösterir. Bu çocuklarda esansiyel aminoasit mamaları verilmelidir. Bu özelmamaları yeterince alamayan bebeklerin diyetinde diğer protein ve kalorikaynaklarının arttırılması ve mutlaka kalsiyum ve vitamin desteği verilmesigereklidir.

Besin alerjisi olan hastalarda önlemler

·         Besin alerjisi tanısı konulan hastaların yakınları belirtilerintanınması ve gerekirse acil tedavisi konusunda bilgilendirilmelidir.

·         Anafilaksi gibi ciddi reaksiyonu olan hastalara adrenalinotomatik enjektörü verilmeli ve kullanımı konusunda eğitilmelidir.

·         Her hastaya acil eylem planı düzenlenmeli.

·         Besin alerjisi olan çocuk okulda arkadaşlarının yiyeceklerinipaylaşmamalıdır.

·         Hasta ve ailesi besin alerjenleri ve bunlardan kaçınma konusundaeğitilmelidir.

·         İşlenmiş, dondurulmuş veya paketlenmiş gıdalar gizli besinproteinleri içerebilir; alışveriş sırasında besin etiketleri ve içerikleridikkatle okunmalıdır.

·         Restoranlarda yenen yemeklerde de gizli besin alerjenleriolabilir; hazırlayan kişilerden yiyecek içerikleri hakkında bilgi alınmalıdır.

İnek Sütü Alerjisi Olan Çocuk Hangi Yiyeceklerden Kaçınmalıdır?

İnek sütü alerjisi olan hastalar aşağıdakibesinler ve besin içeriklerinden kaçınmalıdırlar:

·         Sütün her formu: taze, çiğ, pastörize, süt tozu, süt kaymağı, herçeşit bebek maması (anti-alerjik mamalar dışında), diğer hayvanların sütleri(keçi dahil)

·         Tereyağı, margarin, kaymak, hayvansal yağlar.

·         Yoğurt, puding, krema, sütlü tatlılar.

·         Peynir, krem peynir, lor, peynir altı suyu (whey)

·         Kazein, kazeinat (ticari gıdalar)

·         Lactalbumin, lactalbumin  fosfat, lactoglobulin, laktuloz(ticari gıdalar)

·         Kefir, ekşi krema, kesilmiş süt.

Yumurta Alerjisi Olan Çocuk Hangi Yiyeceklerden Kaçınmalıdır?

·         Yumurta ve yumurta ile yapılan yiyecekler

·         Albumin (ticari gıda)

·         Lizozim (ticari)

·         Mayonez

·         Bebe bisküvisi

·         Ayrıca, bazı makarnalar, pastalar, şekerler, çikolatalar, ticarigıdalara eklenen lesitin ve lezzet vericiler de yumurta proteini içerebilir.

Hangi Çocuk Hastalar Alerji Uzmanına Yönlendirilmelidir?

İdeal olarak besin alerjisi olan tüm hastalaralerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Bunun dışındaaşağıdaki hastaların mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanı yönlendirilmesigerekir:

·         Anafilâksi veya ağır reaksiyon geçiren hastalar

·         Tanı güçlüğü veya şüphesi olan olgular

·         Çoklu besin alerjisi olan hastalar

·         Eliminasyon diyetine yanıt vermeyen hastalar

·         Eşlik eden astım, alerjik rinit, konjunktivit veya egzeması olançocuklar

·         Ağır besin alerjisi olanlar

·         Hasta eğitimi ihtiyacı olanlar

Besin Alerjisi Olan Hastalara Çocukluk Çağı Aşıları Yapılabilirmi?

·         Besin alerjisi olan çocuklara genel olarak çocukluk çağı aşılarıyapılmasında sakınca yoktur. Ancak dikkatli olunması gereken birkaç durum sözkonusudur.

·         Kızamık, kızamık-kızamıkçık-kabakulak(MMR) ve grip (influenza)aşıları hazırlanış özellikleri nedeniyle çok az miktarda yumurta ilişkiliantijen içerebilir. Bu nedenle yumurta alerjisi olan çocuklarda buaşıların yapılması konusunda bazı tartışmalar olmuştur. Önerilen aşıtakvimine uygun olarak kızamık ve MMR aşıları uygulanmalı ancak mutlaka bir uzmandenetiminde ve acil girişim koşulları altında olmalıdır. Grip aşısı da uzmantarafından gerekli görülüyorsa artan dozlar halinde ve dikkatle uygulanabilir.

·         Jelatin veya neomisine sistemik alerjik reaksiyon gösterençocuklarda ise bu aşılar yapılmamalıdır.

Çocuklarda Besin Alerjileri Kalıcı mıdır?

Besin alerjileri çocuklarda ve erişkinlerdedüzelme eğilimi gösterir. Bu nedenle belli aralarla hastalar değerlendirilip,yükleme testi yapılarak düzelip düzelmediği takip edilmelidir. Süt, yumurta,buğday ve soya alerjileri yıllar içinde çoğunlukla düzelir. Buna karşılıkkuruyemiş, balık ve kabuklu deniz hayvanları alerjilerinin düzelmesi dahanadirdir.

 

 

BÖCEK ALERJİLERİ

 

Böcek ısırıkları çok sık olarak görülmesinerağmen ciddi reaksiyonlar genellikle arı sokmalarına bağlı olarak gelişir. Arısokmaları sonucu ANAFİLAKSİ gelişebilir.

Arı sokmasına bağlıgelişen reaksiyonlar her yaşta görülebilir. Ülkemizde en sık bal arısı (Apis mellifera) ve yabanarısı (Vespula vulgaris)sokmasına bağlı reaksiyonlar görülmektedir. Bal arısı iğnesi soktuktan sonravücudundan ayrılır ve bu durum arının ölümüne yol açar. Yaban arıları ise çoksaldırgandırlar, ufak bir uyaranla, hatta tahrik edilmeseler de sokabilirler.Birkaç kancası olan iğnelerini bırakmadıklarından birçok kezsokabilmektedirler. Yaban arısı daha çok alerjik reaksiyona neden olur.

Böcek Alerjileri Semptomlar ve Bulgular

Böceklerin soktuğu yerde genellikle ağrı,şişlik ve kızarıklık meydana gelir. Bu normal bir reaksiyondur. Genelliklebirkaç saat içinde düzelir. İlerde alerjik reaksiyon gelişme riski düşüktürancak sıfır değildir.

Alerjik reaksiyonlar iki şekilde gelişir;

·         Geniş Lokal Reaksiyonlar

·         Sistemik Reaksiyonlar

Geniş lokal reaksiyonlar hafif olarak başlar.Ancak 12-24 saat içinde genellikle 20 cm’yi aşan bazen de tüm kolu ya da bacağıiçeren ödem, kızarıklık ve ısı artışı görülebilir. Geniş lokal reaksiyonlar5-10 gün sonra azalır. Bu reaksiyonlar arı yetiştiricilerinde daha sık görülür.

Arı sokmasına bağlı sistemik ağır alerjikreaksiyonlar gelişebilir. Sistemik reaksiyon yani ANAFİLAKSİ olduğu için birçok organımıza bağlı bulgular görülür.

·         Ürtiker (kurdeşen), kaşıntı ve kızarıklık.

·         Yüzde , dilde ve boğazda ödem

·         Nefes almada zorluk

·         Baş dönmesi

·         Kramp tarzında karında ağrı

·         Bulantı, kusma ve ishal

Böcek sokmasına bağlı anafilaksierişkinlerde, çocuklara oranla daha sık gözlenmektedir. Toksik reaksiyonlaraynı anda ve fazla sayıda arının sokması sonucunda ortaya çıkar. Birkaç saattebaşlayıp günlerce sürebilen reaksiyonlardır. Yaşamı tehdit eden böbrekyetmezliği, rabdomiyoliz, hemoliz ve akut respiratuar distres sendromu veyayaygın damar içi pıhtılaşma sendromu gibi reaksiyonlar gelişebilir.

Nadir olarak arı sokmalarına bağlımekanizması tam olarak bilinmemekle beraber geç dönemde serum hastalığı benzerireaksiyonlar, ansefalit, periferik ve kraniyal nöropatiler, glomerulonefrit,miyokardit ve Guillain-Bare Sendromu gelişebilir.

Önceki sokmalarda görülen reaksiyonlarınşiddeti, sonraki sokmalarda meydana gelebilecek reaksiyonların şiddetininöngörülmesine yardımcı olur. Sistemik reaksiyon gelişme olasılığı sokmalararasındaki zamana bağlı olarak düşme göstermekle beraber, risk asla kaybolmaz.

Böcek Alerjileri Tanı

Tanı temel olarak klinik öyküye dayanır.Geçmişte meydana gelmiş böcek sokmasının niteliği, zamanlaması, reaksiyonsüresi, klinik semptomlar ile tedavi süreci detaylı olarak gözdengeçirilmelidir. Böceğin cinsinin belirlenmesi önemlidir.

Sağlıklı yetişkinlerin %20’sinde venoma özgüIgE antikorları tespit edilebilmektedir. Bu yüzden şikayeti olmayan kişileretest yapılması önerilmemektedir.

Klinik öyküsü güvenilir olan hastalarınçoğunda deri testi sonucu pozitiftir. Böcek sokmasından günler veya haftalariçinde bazı hastalarda deri testi sonucu negatif olabilir. Bunun için deri testleri4-6 hafta sonra tekrar edilmelidir. Deri testleri anafilaksi önlemleri alınarakve uzman kişiler tarafından uygulanmalıdır.

Deri testinin duyarlılığı ile klinikbulguların şiddeti arasında ilişki yoktur. Yani deri testi yanıtlarının zayıfolduğu kişilerde ölümcül anafilaktik reaksiyonlar olabileceği unutulmamalıdır.

Tanı için serumda venoma özgü IgE tayiniyapılabilir. Deri testine göre duyarlılığı düşüktür.. Deri testlerininuygulanamadığı (antihistaminik ilaç kullanımmı, ağır cilt lezyonlarının varlığı,ağır sistemik reaksiyon riski vb.) durumlarda yararlı olabilir.

Böcek Alerjileri Tedavi ve Korunma

Reaksiyon olmayan arı sokmalarında çoğunluklatedavi gerektirmez. Soğuk kompres veya analjezikler ağrı ve şişliği azaltmakiçin kullanılabilir.

Geniş lokal reaksiyonların tedavisindegenellikle soğuk kompres uygulanması reaksiyonun genişlemesini önlemedeyararlıdır. Antihistaminik ve topikal steroidler ise ağrı ve kaşıntıyıazaltırlar. Özellikle baş ve boyundaki geniş lokal reaksiyonların tedavisinde oralkortikosteroidler kullanılabilir.

Sistemik reaksiyonların tedavisinde acilmüdahale gerekmektedir. Adrenalin ilk seçilecek ilaçtır. Klinik yanıta göre 5-15dakikada bir tekrarlanabilir. Erken tanı ve uygun tedavi en önemli prensiptir.

Beta bloker ilaçlar (tansiyon ilacı) kullananhastalarda adrenalin tedavisine direnç görülebilmektedir.

Bazı hastalarda ise anafilaksi uzun sürerveya 6-24 saat içinde tekrarlayabilir. Bu nedenle anafilaksi geçiren hastalardüzeldikten sonra gözlem altında tutulmalıdır.

Arı sokması sonrasında sistemik reaksiyongözlenen hastalar mutlaka alerji ve immünoloji uzmanlarına yönlendirilmelidir.

Böcek Alerjileri Korunma

Alacağınız bazı önlemler sizi arı sokmasındankoruyabilir.

·         Eğer arıları rahatsız etmezseniz sizi sokmazlar. Yuvalarındanuzak durulmalıdır.

·         Arı sizi soktuğunda sakin olun panik yapmayın. Oradan yavaşçauzaklaşın. Bu sizi diğer arıların saldırısından koruyabilir.

·         Parlak renkli giysilerden ve parfüm kullanmaktan kaçının.

·         Piknik yaparken dikkatli olun. Yiyeceklerinizi arılara karşısaklayın.

·         Çıplak ayakla bahçenizde dolaşmayın.

·         Yakası geniş elbiselerden arıların girip panikle sizi sokacağınıunutmayın.

Anafilaksi geçirdiyseniz yanınızda mutlakaadrenalin oto-enjektör bulundurmalısınız. Mutlaka kullanımı ile ilgili bilgisahibi olmalısınız. Bu sizin hayatınızı kurtarabilir.

Böcek Alerjileri İmmünoterapi

Arı sokmasına bağlı anafilaksi geçirenhastalarda immünoterapi (aşı) mutlaka yapılmalıdır. Uygun şekilde yapıldığında koruyuculuk oranı oldukçayüksektir.

KATKI MADDELERİNEKARŞI ALERJİ

Gıda ve Gıda Katkı Maddelerine Karşı Alerji:

Gıda alerjileri toplumda son derece sık rastlanan durumlardır. Hastalar,bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, ciltte kaşıntı, kabarıklık, kurdeşen vehatta ölümcül anafilaksi reaksiyonları gibi gıda alerjisi ile ilgili olabilecekbir çok bulgu ile doktora başvurabilirler.

Toplum geneline bakıldığında, gıda alerjisine 3 yaşından küçüklerde %8,erişkinlerde ise %2 sıklığında rastlanır. Gıda alerjisinden başlıca şu gıdalarsorumludur: çocuklarda süt, yumurta, yer fıstığı, balık ve fındık; erişkinlerdeise yer fıstığı, fındık, balık ve kabuklu deniz hayvanları. Bu değişkenlikaslında normaldir. Yani kişi belirli yaşlarda belirli gıdalarla karşılaşır vebu karşılaşma sıklığı ona karşı gelişebilecek alerjik hastalık sıklığını daartırır.

Gıdaile ortaya çıkan alerjilerde, deri, mide barsak sistemi ve solunum sistemibulguları ortaya çıkabilir. Gıdalar yaşam için elzemdir yani yaşamın devamıiçin mutlak gereklidir. Genellikle hemen tüm kültürlerde 3 ana öğün ve aradaatıştırılan birçok ek gıda günlük menüyü oluşturur. Batılı ülkelerde ortalamabir insan yaşamı boyunca yaklaşık 2-3 ton kadar gıda tüketir. Bu yüzden gıdaalerjisi gibi gıdalarla oluşacak rahatsızlıkların da sık görülmesi sürprizolmamalıdır. Bugün birçok gazete, dergi, radyo, televizyon programı, kitap veweb siteleri ²gıda alerjisi² başlığını işlemektedir. Tıbbın babası olan Hipokrat2000 yıl önce gıda ile oluşan reaksiyonları tanımlamıştır. Ancak; şu dabilinmelidir ki gıda ile oluşan reaksiyonların hepsi alerjik reaksiyonolmayabilir. Bazıları toksik reaksiyon dediğimiz “gıda zehirlenmesi” türüdür(örneğin; balık yenmesi ile oluşan zehirlenme). Yine bunun gibi bozulmuş veyabeklemiş gıdaların tüketilmesi ile oluşan, kusma, bulantı, karın ağrısı gibibulguların olduğu gıda zehirlenmeleri de alerjik reaksiyon değillerdir.Buradaki belki de en önemli ipucu bu gıdayı yiyen herkeste aynı tür bulgularıngörülmesidir. Hâlbuki gıda alerjisine bağlı reaksiyonlar yalnızca o kişiyiilgilendirir ve aynı gıdanın her alındığında bulgular ortaya çıkar. Genelliklede reaksiyona aitbulgulargiderekartarveciddileşir.

Bulantı, karın ağrısı, kusma ve/veya ishal gibi gıda alerjisi bulguları, yemekyendikten 2 saat sonra ortaya çıkar. Çocuklarda; iştahsızlık, kilo alamama vekarın ağrısı gibi bulgular değerlidir. Uzun süreli devam eden gıda alerjilerisonunda çocuklarda büyüme gelişme geriliği de ortaya çıkabilir. Aslında gıdayıaldıktan belli bir süre sonra ortaya çıkan bu mide-barsak sistemi bulgularıbelki de durumun erkenden fark edilmesine yardımcı olabilir. Ancak; gıdaalerjileri ile ortaya çıkan cilt reaksiyonları (kurdeşen=ürtiker gibi) gıdayabağlanmayabilir. Bu nedenle bu tür cilt reaksiyonu olan hastalarda da mutlakave mutlaka gıda alerjilerini araştırmak gereklidir.

Tüm bunlar dışında alerji pratiğinde “oral alerji sendromu” adı ile birhastalık tablosu da tanımlanmıştır. Bu tür bir durum özellikle huş ağacı(betulla), Amerikan nezle otu (ragweed) ve pelin otu (artemisia) poleninealerjisi olanlarda oluşabilir. Reaksiyonlar genelde dudaklarda, dilde, boğazdagörülmektedir; kaşıntı, gıcıklanma ve yanma hissi gibi bulgular dikkati çeker.Bu bulgular genellikle kısa sürer ve çoğunlukla kavun, karpuz ve muzyenmesinden sonra oluşur. Huş ağacı alerjisi olanlarda patates, havuç, kereviz,çeviz ve kiwi yedikten sonra da oluşabilir. Bunun nedeni huş ağacı poleni ilebu sebze ve meyvelerdeki alerjik proteinlerin benzemesidir.

Hastaların tanıları için mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanı ile görüşmesişarttır. Yapılan deri testleri, bazı kan testleri veya gıdaların direkkendileri ile yapılan uyarı testleri tanı ile konulur.

Tedavisinde en önemli şey bu gıdalardan uzak durmaktır. Gerektiğindeantihistaminik ilaçlar kullanılır. Gıda alerjileri için şu anda alerjenspesifik immünoterapi (aşı tedavisi) uygulaması halen mümkündeğildir.



GıdaKatkıMaddeleriİleOluşanAlerjiler

Sizce bu gün için sıkça tükettiğimiz gıdalarda ne kadar katkı maddesi vardır?Tahmininiz nedir? Bir düzine? 50 tane? Belki 100 veya daha fazla? Bu sayının2000 veya daha fazla olduğuna inanır mısınız? Bu gerçekten doğru! Koruyucular,kıvam arttırıcılar, lezzet arttırıcılar, renklendiriciler, tatlandırıcılar vebenzerleri her gün yediğimiz yiyeceklere eklenmektedir. Bu kadar çok katkımaddesine karşın sürpriz bir şekilde bu reaksiyonlar sadece bazı duyarlıkişilerde oluşmaktadır. Aşağıda sık kullanılankatkımaddeleriveortayaçıkardıklarıhastalıklarbulunmaktadır.

ASPARTAM- Yapaytatlandırıcı (diyet şekeri) olarak bilinir. Duyarlı olan kişilerde gözkapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur. Ancak, bubulguların görülme sıklığı azdır.

BENZOATLAR- Muz,kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin,mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesisırasında gıda koruyucusu olarakkullanılır.

BHA/BHT- Antioksidandırlar.BHA ve BHT özellikle katı ve sıvı yağlar ile hububat ürünlerinde kullanılır.Duyarlıkişilerdekurdeşenesebepolurlar

GIDA BOYALARI- Gıdalararenk vermek için kullanılırlar. Bunlar, E102 (Tartrazin) gibi numaralarla isimlendirilirler.Kekler, şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, çikletler, sosis, dondurma,portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, alkolsüz meşrubatlarve ketçap gibi bazı gıdalartartraziniçerirler.Kurdeşenveyaastımataklarınanedenolur..

MSG=Monosodyumglutamat (E621)- Özellikle uzak doğu (Çin, Japon) ve Türk mutfağındakullanılır. Bununla oluşan reaksiyona “Çin Restoranı Sendromu” da denir. Birçokimalathane ve restoranda da değişik gıdalarda lezzet arttırıcı olarakkullanılır. MSG ile oluşan reaksiyonlar şöyledir: Baş ağrısı, bulantı, ishal,terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma. Bu tür reaksiyonlar fazlamiktarda MSG alınması sonrası oluşur. Bu maddeyi tüketen astımlı hastalardaağır astım atakları oluşabilmektedir.

NİTRAT/NİTRİTLER- Buiki madde hem koruyucu olarak hem de renklendirici ve lezzet arttırıcı olarakkullanılır. Nitrat ve nitritler özellikle sosis, salam gibi et ürünlerindebulunur. Bazı kişilerde baş ağrısı vekurdeşenenedenolabilirler.

PARABENLER- Gıdave ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Bu maddelere duyarlı kişilerdealındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı veağrıya neden olurlar.

SULFİTLER- SO2,sülfitleyici maddeler (Sülfür di oksit, sodyum veya potasyum sülfit, bisülfit,metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve mayalı içeceklerinkaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, denizürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve vesuyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında, bira şarapve elma şarabı gibi içeceklerde bulunurlar. Göğüste sıkışma, kurdeşen, karındakramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabızhızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlıastımlılarda astım atağını tetikleyebilir. Bir çok restoranın salata barındayüksek düzeydesülfitmevcuttur.

GıdaKatkıMaddesiDuyarlılığınınKontrolü

En iyi yol hangi gıdada hangi katkı maddesinin bulunduğunun bilinmesi vebunlardan uzak durulmasıdır. Alerji ve immünoloji uzmanınız hangi gıdanın bubulgularınızdan sorumlu olabileceği ve bunun diyetinizden çıkarılması konusundasize yardımcı olabilir. Bunun dışında ulusal gıda kontrol mekanizmalarının bukonu üzerine ciddi bir şekilde eğilmesi ve özellikle paketlenmiş hazır gıdalariçindeki katkı maddelerinin gıda ambalajı üzerine en ince ayrıntısına kadaryazılması sağlanmalıdır.

 

Gıda Alerjileri Nasıl Gelişir?

Toplumda gıda alerjileri sıklığının % 50 arttığı görülmektedir.

Endişe verici bu durumdan genetiği ile oynanmış gıdalar, gıda katkı maddeleri,boyalar, toksinler, kimyasallar ve metaller sorumlu tutulmaktadır. Özelliklealerjik genetik yatkınlık ve stres ile bu faktörler birararaya geldiğindegıdalara karşı bağışıklık sisteminin aşırı yanıtı-duyarlaşma gelişmektedir.

Bağırsakların besinlerin sindirimi ve emilimi dışında önemli bir fonksiyonu dasavunma sistemidir. Vücudu koruyan bağışıklık hücrelerinin yaklaşık %70’ibağırsakta bulunur. Aynı zamanda bağırsak yüzeyi biyofilm denen yararlıbakterilerden oluşan koruyucu bir tabaka ile kaplıdır. Alınan gıdalarsindirildiğinde yararlı olan besin maddeleri, vitaminler ve minerallerbağırsaktan emilirken, yabancı maddeler, toksinler, mikroplar bağırsak bariyerive bağışıklık hücreleri tarafından dışarı atılır, yok edilir. Fakat alerjenleremaruziyet devam ederse bağırsak bariyerinin ve bağışıklık hücrelerinin direncikırılır, bağırsaklar aşırı geçirgen hale gelir ve bağışıklık hücrelerininyanıtı bozulur. “Aşırı geçirgen bağırsak sendromu” denen bu durumda bağışıklıkhücreleri daha önce tolerans gösterdiği birçok besine karşı aşırıreaksiyon-duyarlaşma gösterirken, yabancı maddelerin vücuda girişine de engelolamaz. Bağırsakta inflamasyon (bağışıklık sisteminin iltihabi reaksiyonu)gelişir, tüm vücudu etkiler ve zaman içinde otoimmün hastalıklar, romatizmalhastalıklar gelişmeye başlar.

Günümüzde her beş kişiden biri gıda alerjisinden şikayet etmektedir.

Gıda Alerjilerinin Nedenleri Nelerdir?

·        Bağırsak bütünlüğünün bozulması(Aşırı geçirgen bağırsak)

·        Bazı gıdaların protein içeriğininantijenik özellikte olması (örn: Buğday proteini Gluten)

·        Gıdaların tam sindirilmemesi

·        Gıda katkı maddeleri

·        Besinler ile alınan metaller

·        Stres

·        Alerjik genetik yapı

·        Aynı anda birkaç farklı alerjikyiyeceğin alımı

Gıda Alerjilerinin Belirtileri Nelerdir?

·        Hazımsızlık, şişkinlik, bağırsakproblemleri

·        Ciltte döküntü, kaşıntı, kızarıklık

·        Baş ağrısı, migren

·        Yorgunluk, halsizlik (kronikyorgunluk sendromu)

·        Depresyon

·        Fibromiyalji (Kas ağrıları)

Nikel içeren gıdalar alerji sebebi olabilir!
Sistemik nikel alerjisi özel bir “gıda alerji” türüdür.

Almanya’da yaklaşık olarakkadınların %17’si ve erkeklerin %8’i nikele karşı Tip IV alerjiye sahiptir. Hemtakılar nedeni ile deriyle temas, hem de gıdada bulunan ve bağırsakaracılığıyla emilen nikele karşı alerjik reaksiyon görülmektedir.

Etkilenen hastaların yaklaşık %30’unda besinler yolu ile nikel alımı tespitedilmiştir. Çikolata, fındık, işlenmiş etler, meyvelerin kabukları, bazı sebzeçeşitleri, deniz kabukluları ve mutfakta kullandığımız kaplar nikelalerjisinden sorumlu tutulmaktadır. Araştırmalar toplumumuzda ciltreaksiyonları, egzema, döküntü, romatizma, otoimmün hastalıklar ve kronikyorgunluk sendromu gibi kronik iltihabi hastalıkların semptomlarında artışolduğunu göstermekte ve nikel suçlanan etkenler arasında gösterilmektedir.

GIDA İNTOLERANSI


Gıda intoleransı terimibelirli gıda maddelerinin tüketimiyle ilgili istenmeyen tüm semptom veyahastalıklar için kapsayıcı bir terimdir. Gıda alerjisiyle eş anlamlıdeğildir.Toksik reaksiyonların (gıda zehirlenmesi vs.) ve yapısal nedeni olansindirim bozukluklarının (mide rezeksiyonu, divertikül, pankreatit vs.) yanısıra, gıda intoleransı durumunda hedefe yönelik tanı amacıyla her şeyden önceimmünolojik olan ve olmayan reaksiyonlar arasında bir ayırım yapılmasızorunludur.

 

 

İmmünolojik olmayanlar

İmmünolojik olanlar

Enzim defektleri       

Malabsorpsiyon    

Alerjiler 

Otoimmün hastalıklar  

Yalancı alerjiler    

Laktoz intoleransı   

Fruktoz malabsorpsiyonu

Tip I

Çölyak hastalığı

Gıda katkı maddesi

Fruktoz intoleransı

Fitosterol-Rezorpsiyon

Tip IV

Histamin intoleransı

 

 

İmmünolojik olmayan gıda intoleransları

 

Gerçekteimmünolojik olmayan yolla aracılık edilen reaksiyonlar tüm gıda adversreaksiyonlarının esas çoğunluğunu oluşturmaktadır.Ya gıdada bulunankarbonhidratların yeterince sindirilemediği enzim yetersizliklerinin sonucuolarak ortaya çıkarlar ya da sebep, malabsorpsiyon denen, karbonhidratlarınince bağırsakta sadece sınırlı bir ölçüde emilebildiği emilim bozukluğundayatmaktadır. Her iki durumda da karbonhidratlar bağırsağın, ozmotik olarakaktif olacakları daha derin kısmına doğru yollarını bularak, bakteriayrıştırmasına bağlı gaza ve ishale neden olur.İmmün sistemin bu intoleransreaksiyonlarında bir rolü yoktur. Çünkü gıdadaki tüm içerikler immünsistem tarafından tolere edilmektedir. Avrupa nüfusunda aminlerin vekarbonhidratların sindiriminde ve emiliminde en sık rastlanan bozukluklarlaktoz, fruktoz ve histamin intoleranslarıdır.

 

İmmünolojik gıda intoleransları

 

İmmünolojikolayların aracılık ettiği gıda intoleranslarında, yenen yemeklerin tümbileşenleri sindirilebilir ve organizma tarafından emilebilir ancak belirli gıdaiçerikleri immün sistemin aktive olmasına neden olabilir. Dolayısıyla etkilenenkişinin immün sistemi normalde zararsız olan gıda içeriklerini tolereedemez.Tetiklenen advers inflamatuvar yanıtlar, patojenlere karşı biyolojik olarakfaydalı olan savunmalarda da yer alan yanıtlara benzemektedir. İmmünolojik gıdaintoleransları gıda alerjileri ve çapraz reaksiyonları, otoimmün olarakindüklenen çölyak hastalığını ve gıda katkı maddelerine karşı yalancı alerjikreaksiyonları kapsamaktadır.

Gecikmiş tip alerji – başta yetişkinler için önemli

 

IgE-aracılı olmayan gıda alerjileriözellikle yetişkinlerde daha sık meydana gelmektedir. Bunlar IgE antikorlarınadeğil, gıda proteinlerine yönelmiş, alerjene özgü T lenfositlerine bağlıdır.Semptomlar genellikle gıda tüketildikten 24 ila 48 saat sonrasına kadargelişmez ve hastanın yediklerini ayırmak daha zordur. Semptomlar dakarmaşıktır. Gastrointestinal inflamatuvar semptomlarla (aşırıgeçirgen bağırsak) ve egzama ile myaljiyle ve artritle ilgili semptomlarınşiddetlenmesi tipiktir.



 

Bir gıdaya yönelik Thücresi duyarlılaşması, lenfosit transformasyon (dönüşüm) testiyle (LTT) tespitedilebilir. 


HASTANEMİZ BÜNYESİNDE YAPILABİLEN ALERJİK  VE İMMUNOLOJİK     HASTALIKLARA YÖNELİK ÖZEL TESTLER

DeriPrick Testleri

1-AlerjikRinit , Alerjik Astım

Mevsimsel ve ya yılboyu alerjik rinit bulguları olan (burunda akıntı kaşıntı hapşurma tıkanıklık geniz akıntısı  , ağzı açık uyumahorlama, terleme, kulakta boğazda damakta kaşıntı, gözlerde yanma sulanma , sıkÜSYE ve sinüzit geçirme ) bu bulgulara ilaveten öksürük, nefeste yetmeme,daralma, hırıltı, ötme gibi astım bulguları olan hastalarımıza STANDARTİNHALEN PRİCK test uygulanmaktadır. Test içeriğinde polen gruplarından,çim, hububat polenleri, yabani ot polenleri, ağaç polenleri , ev tozu akarları,depo akarları, hamam böceği, latex, kedi, köpek, kuş, hamster gibi evcilhayvanlarla, iç ortam ve dış ortam küf mantarları bulunmaktadır.

2- AtopikDermatit- Gıda Alerjisi

Yeni doğan döneminde annenin diyetine bağlı ve ya hazırmamalarla ortaya çıkan; egzematöz kaşıntı kızarıklık döküntü, cilt kuruluğu,büyük abdestte mukus-sümük, kan görülmesi, bebeğin kilo alamaması, sık pişiköyküsü, sürekli huzursuzluk, gaz sancıları olan bebeklere yönelik olarak annediyetinde en sık yer alan; süt, kazein , yumurta sarısı ve beyazı, soya, kakao,susam, ceviz, badem, fıstık, antep fıstığı, fındık, buğday unu, mısır unu, domates,şeftali gibi gıdalarla test yapılamakta ilaveten  taze süt, yumurta sarısı vebeyazı ile prick to prick test ile testin duyarlılığı artırılmaktadır. Atopikdermatit yakınmalarını artırabilen ev tozu akarları da YENİ DOĞAN ATOPİKDERMATİT test panelinde yer almaktadır.

3-Ürtiker

Özellikle akut ürtiker yakınması ile gelen , kronik ürtikeriolup gıdalarla artış tarifleyen , belirli gıda alımı sonrası kaşıntı ,kızarıklık, dudakta dilde şişlik, nefes almada zorluk yakınması ile başvuranhastalarımıza yönelik sık alerjiye yol açan gıdalardan oluşan ; ÜRTİKER GIDAPRİCK testi uygulanmaktadır.  Test içeriğinde atopik dermatit panelineilaveten; portakal, limon, avakado, somon alabalık, tavuk eti, dana eti, kuzueti, çilek yer almaktadır.

4-AtopikHasta-Eozofilisi ve/veya Ig E Yüksekliği

Ailesinde alerji öyküsü olan, hafif alerjik solunum yolu vederi bulguları olan, yapılan rutin tetkiklerinde alerji göstergeci olabilecek  IgE veya eozonofil yüksekliği saptanan hastalarımıza yönelik olarak; sıkrastladığımız inhalen alerjenlerle ve en sık alerjiye yol açan gıdalarla ATOPİKHASTA PRİCK test i uygulanmaktadır.

5-İlaç Alerjisi

Tedavi amaçlı verilen ağrı kesici, antibiotik, mideilaçları, girişimlerde ve ameliyatlarda kullanılan lokal ve genel anestetiklerebağlı ; vücutta kaşıntı kızarıklık, dudakta göz kapaklarında şişlik, nefesalmada zorluk, çarpıntı, tansiyon düşüklüğü, bayılma gibi ciddi semptomlara yolaçmış ilaçlarla ve rutinde sık kullanılan ilaçlarla ; önce İLAÇ PRİCK TEST’i,sonrasında İNTRADERMAL İLAÇ TESTİ ve en son olarak kullanılması gerekenilaçla SUBKUTAN PROVOKASYON TEST’i yapılarak; hastaya kullanabileceği veyasak olan ilaçlar liste halinde verilmektedir.

6-DAPTESTİ

Penisilin vesefalosporin alerji öyküsü olan rutin uyguladığımız ilaç prick testi,intradermal ilaç testinde sonuç alınamayan ve penisilin minör ve majördeterminantlarına bağlı ilaç alerji öyküsü düşündüğümüz hastalara uyguladığımıztest yöntemidir. DAP testinde ; penisilin G, penisilin minör ve majördeterminantları, klavulonik asit, ampisilin, amoksisilin ve seftriakson ile;prick test, ardından 1/1000, 1/100,1/10 konsantrasyonda intradermal testuygulanarak tanı konabilmektedir.

 

PATCH(YAMA ) TESTLERİ

AvrupaStandart Seri Yama Testi

Kimyasallara bağlı kaşıntı kızarıklık gibi alerjik kontaktdermatit yakınması olan hastalarımıza yönelik 24 adet alerjenle yapılan TRUEPATCH testi yapılmakta ve sonuçlara göre hastalarımıza sakınılması gerekenkimyasallar ve bu kimyasalların kullanıldığı ürünler hakkında bilgiverilmektedir.

AtopikPATCH –Yama Testi

Egzema yakınmaları olan yapılan prick test ve kan spesifikIg E testlerinde sonuç alınamayan hastalarımıza ; süt, yumurta , un gibigıdalarla ATOPİK PATCH test yapılarak tanıya yardımcı olunmaktadır.

DentalTarama PATCH Testi

Diş hekimlerince hastaların tedavilerinde kullanılan; dolgumalzemeleri, kaplamalar, implantlar ve diğer kimyasallara bağlı hastalardaoluşan; ağız içi yaralar, alerjik reaksiyonların tanısında ; amalgam,akrilat,potasyum dikromate ve metallere yönelik DENTAL SCRENİNG PATCHtest yapılmaktadır.

 

PROVOKASYONTESTLERİ

NazalProvokasyon Testleri

Burunda akıntı kaşıntı hapşurma tıkanıklık yakınması olan ;rutin yapılan deri prick testlerinde ve kanda bakılan alerjen spesifik Ig Etetkiklerinde herhangi bir sonuç elde edilemeyen hastalarımıza; alerjiye yolaçtığından şüphelendiğimiz ev tozu akarı, hayvan epitelleri, polen , küfmantarları ya da mesleki alerjenlerle NAZAL PROVOKASYON testiyapılmaktadır. Hastanın alerjene verdiği yanıta bakılarak hastalarımıza tanıkonulmaktadır.

 

ASPİRİNPROVOKASYON TESTİ

Burunda tıkanıklık, koku almada azalma,geniz akıntısı,kronik rinosinüzit, öksürük, nefes darlığı,ağrı kesici alımı sonrası burunyakınmalarında artış, nefes alamama hırıltı gibi semptomlarla seyreden SAMTERSENDROM lu hastalara aspirinle nazal provokasyon testi yapılmakta vehastaların tedavilerine aspirin de katılmaktadır.

İLAÇLARLAPROVOKASYON TESTİ

Belli bir ilaçla ciddi ve sistemik alerji öyküsü verenhastalarımıza ;hastalık durumu için veya gerektiğinde kullanabileceği ilaçlarıbelirlemek amacı ile; alerji potansiyeli olmayan veya çok az olan alternatifağrı kesici, antibiotik ve diğer ilaçlarla gözetim altında testleriyapılmaktadır. Belirli aralıklarla öncesinde plasebo ile başlanıp artandozlarda ilaç verilerek hastalar gözlenmekte – takip edilmekte , reaksiyon olupolmadığına göre de bu ilacı kullanıp kullanamayacağı rapor edilmektedir.

BESİNLERLEPROVOKASYON TESTLERİ

Gıda alımı sonrası oluşan ağızda dudakta dilde uyuşmakarıncalanma, vücutta kaşıntı kızarıklık, kabarıklık yakınmaları tarifleyen;anaflaksiye yol açmamış gıdaların çok az miktarları verilerek uyarı testiyapılarak ; besin alerji tanısının doğruluğu teyit edilmektedir.

SOLUNUMFONKSİYON TESTİ

Bronş Provokasyon Testleri

Bronş provokasyon testleri havayollarındaki duyarlılaşmayı göstermek amacıyla yapılır. Hava yollarındaduyarlılaşma olduğunda hastalar alerjenlere ya da spesifik olamyan uyaranlara(sigara dumanı, hava kirliliği, kimyasal maddeler vb) karşı öksürük, nefesdarlığı, hışıltı gibi belirtiler ile yanıt verirler. Bronş provokasyontestleri, astım benzeri şikâyetleri olan ancak testler (solunum fonksiyon testive reverzibilite testi) ile tanı konulamayan hastalarda yapılır. Bu testlergelişmiş kliniklerde ve deneyimli sağlık personeli tarafından yapılmalıdır.

Bronş provokasyon testleri bir çokmadde (metakolin, egzersiz, mannitol, tuzlu su, alerjenler vb) ile yapılabilir.Ancak klinik uygulamada en çok metakolin ve egzersiz ile test yapılır.

Bronş provokasyon testlerindekullanılan metakolin, bronş düz kaslarında kasılmaya neden olarakhava yollarında daralmaya neden olur. Test sırasında metakolin düşük dozlardanbaşlanarak solunum yoluyla hastaya inhale ettirilir. Duyarlılığı fazla olanhastalarda çok düşük dozlarda hava yollarında daralma meydana gelebilir. Testebaşlamadan ve test sürecinde seri solunum fonksiyon testleri yapılır. Belirlioranda düşme saptandığında test sonlandırılır. Bu testler hastadaki bronşduyarlılığının yani astımın şiddeti konusunda bilgi verir. Metakolin ileprovokasyon sırasında ağır bronş daralması meydana gelebileceği için buişlemler acil önlemlerin alındığı kliniklerde alerji ve immünoloji uzmanıdenetiminde yapılmalıdır. Hastalardan test öncesi de mutlaka onam alınmalıdır.

Egzersiz Provokasyon Testi

Egzersiz testi eforla nefes darlığı şikayetiolan hastalarda yapılır. Oda sıcaklığı ve nem oranı belirlenmiş ortamlarda koşubandı üzerinde hastanın koşturulması ile yapılır. Değerli bir testtir. Hastalareğimli koşu bandı üzerinde belirli nabız hızına ulaşana kadar 4-6 dakika kadarkoşturulur. Egzersiz sonrası yapılan solunum fonksiyon testlerinde başlangıcagöre belirli oranda düşme tanı koydurucudur.

REVERZİBİLİTETESTİ

Hava yollarındaki daralmanıngeri dönüşümlü olup olmadığını göstermek için yapılır. Astım tanısında çokönemlidir. Reverzibilite testleri erken ve geç olmak üzere iki şekilde yapılır.

Erken Reverzibilite testi

Astımın en önemli özelliği havayolu daralmanın geri dönüşümlü olmasıdır. Bu geri dönüşümlü daralmanıngösterilmesi reverzibilite testleri ile yapılır. Solunum fonksiyon testiyapıldıktan sonra hastaya kısa etkili ß2 agonist (bronş genişletici) verilir. Hastaya15-20 dakika sonra tekrar solunum fonksiyon testi yapılır. Test sonuçlarındabelirli oranda düzelme tespit edilirse pozitif olarak kabul edilir. Astımtanısı için değerlidir.

Geç Reverzibilite Testi

Erken reversibilite ile sonuçalınamadığı durumlarda hala astım şüphesi olan hastalarda hava yollarındakidaralmanın geri dönüşümlü olup olmadığını göstermek için yapılır. Başlangıçsolunum fonksiyon testi yapıldıktan sonra hastaya 15 gün süre ile ağızdan ya dainhalasyon yoluyla kortikosteroid (kortizon) verilir. Tedavi sonrası hastayeniden değerlendirilir. Solunum fonksiyon testlerinde başlangıç değerlerinegöre belirli oranda artışın olması geç revezibilite testinin pozitif olduğunugösterir. Astım tanısı için değerli bir bulgudur.

 

KAN TETKİKLERİ

1-ALERJEN SPESİFİK IG E ÖLÇÜMÜ

-Sürekli ilaç kullanımı ihtiyacı olup , deri prick testiöncesi testi etkileyen ilaçları bırakamayan hastalar

-Yanık ve benzeri nedenlerle test için uygun vücut alanıolmayan hastalar

-Deri prick testi korkusu olanlar

-Deri prick testinden sonuç alınamayan veya cilt hassasiyetinedeni ile yalancı pozitif reaksiyon gösteren hastalar

-Ticari prick testi olmayan inhalen ve gıda alerjenleri, arısinek karınca gibi böcek alerjisi olan  hastalarımıza yönelik ALERJEN SPESİFİKIG E ölçümü yapılabilmektedir.

2-MOLEKÜLERALERJİ TESTLERİ

1.      Polenle ilişkili gıda alerjileri

2.      Et alerjisi şüphesi

3.      Kabuklu deniz hayvanı alerjisinin hassastespiti

4.      Buğdaya bağımlı egzersizle tetiklenen anafilaksi

5.      İneksütüne karşı alerji için risk değerlendirmesi

gibi özel durumlarla birlikte yüzlerce alerjenleyapılan moleküler alerji testlerinden ;

 

1- ALEX® IgE -282 ALERJENİN TARAMASI



ALEX® IgEALERJEN PROFİLİ:

Serumda alerjen spesifikantikorların tespiti, tip 1 alerjilerin tanısında önemli rol oynar. Çoklu alerjiduyarlılığı olan veya belirgin olmayan klinik semptomlara sahip olan hastalardabireysel alerjenlerin konvansiyonel yöntemlerle tespiti, genellikle kapsamlı veuzun bir prosedürdür. Bu tür durumlarda yapılacak kapsamlı bir alerjentaraması, hastanın duyarlılık profiline ilişkin net bir tablo çizerek allerjenmaruziyetinin doğru teşhisi ve maruziyetin önlenmesi için yardımcı olur.

Alerji Bulucu, total IgE ileberaber 157 ekstrakt ve 125 alerjen bileşenini tarayarak 282 alerjene karşıspesifik IgE için simültane ölçüm imkânı sağlar. Böylece yalnızca 1ml kan ileolası tüm tip 1 alerjen kaynaklarının % 99’u araştırılmış olur.

 

2-ImmunoCAP®ISACIgE Alerji Profili

Prik testinin yanında,serumdaki alerjene özgü IgE antikorlarının belirlenmesi tip I alerjilerin tespitindeanahtar rol oynar. Tipik olarak, serumdaki alerjene özgü IgE antikorlarınıölçen ve sonuçların 1 ila 6 arasında sınıflara ayrılmasını sağlayan CAP testi(Thermo Fisher Scientific) yapılır. CAP testini kullanan IgE ölçümü, yalnızcasınırlı sayıda alerjenin aynı anda belirlenmesine izin verirken, ImmunoCAP®ISAC(Thermo Fisher Scientific), 51 farklı alerjen kaynağından 112 alerjenbileşeninin eşzamanlı analizini sağlar. Böylece, bu test kapsamlı bir spesifikIgE antikor profilinin belirlenmesini kolaylaştırır. Bununla birlikte, CAPtesti ile ilgili temel fark, ISAC'ın ilgili alerjen bileşenlerine karşı sadeceIgE antikorlarını değerlendirmesidir. Cilt testleri ve klasik spesifik IgEtayininin aksine, doğal alerjen ekstratları kullanılmaz. Bu nedenle, ISACtestinden elde edilen sonuçlar, gerçek primer hassasiyetler ve çaprazreaksiyonların ayrımını gösterir.

 

3- BAZOFİL DEGRANÜLASYON- AKTİVASYON TESTİ

 

Bazofil degranülasyon testi (BDT), Tip Ialerji tanısında kullanılabilen, fonksiyonel türde hücresel tip alerjitestidir. BDT testinde, alerjik hücre reaksiyonlarının vücut dışında,laboratuvar ortamında ölçüldüğü bir metod uygulanır.BDT, Tip I alerji [IgEaracılı olan veya IgE aracılı olmayan (psödoalerji)]kliniği bulunan bireylerde tanısal yönden yol gösterici özel birtesttir.

 

Özellikle ilaçalerjilerinin araştırılmasında, hücresel tip alerji testleri önerilmektedir veönemli bir yere sahiptir. Zira spesifik IgE testlerinde  ilaç alerji testiolarak ilaç seçeneği/çeşitliliği çok sınırlı sayıda bulunmaktadır ve kısıtlıkalmaktadır. Ayrıca ilaç alerji reaksiyonlarının bir çoğunun IgE aracısızgerçekleştiği de bilinmektedir. Dolayısıyla BDT,  çok çeşitli ilaçalerjileri için rahatlıkla kullanılabilmesiyle ilaç alerji tanısında çok önemlibir yere sahiptir.

 

BDT,   Tip Ialerji [IgE aracılı olan veya IgE aracılı olmayan (psödoalerji)] kliniği bulunan  bireylerde tanısal yönden  yol gösterici özel bir testtir.Şöyle ki rutin olarak uygulanan spesifik IgE kan testlerinde, serbest dolaşanIgE düzeyleri ölçülmektedir ve bazı bireylerde IgE nin yarı ömrü çok kısaolabildiğinden (alerjenle maruziyetin üstünden uzun süre geçmiş olabilir) vsnedenlerle testlerde yalancı negatiflikler görülebilmektedir. Dolayısıyla butür vakalarda serbest IgE ölçümünden farklı bir metot kullanmamız çok faydalıolur. BDT testi IgE düzeyi ölçümünden farklı bir metot olarak alerjihücrelerinin reaksiyonunu ölçmektedir. BDT, alerji reaksiyonları esnasındagerçekleşen  basamaklardan biri olan bazofil  degranülasyonu ileortama salınan mediyatörleri ölçmektedir.  Ayrıca psödoalerjilerde,spesifik IgE ler  değil,  yine aynı mediyatörler rol almaktadır.Dolayısıyla BDT psödoalerjiler için de oldukça avantajlı ve üstün bir metottur.

 

-İLAÇ ALERJİ ÖYKÜSÜ OLAN PARENTERAL FORMU OLMADIĞI İÇİN TEST YAPILAMAYAN HASTALARDA

BDT  (Bazofil degranülasyon testi ) altın standart testolarak yer almaktadır.

 

BAZOFİLDEGRANÜLASYON  TESTİ  GIDA KATKI MADDELERİ 

 Ig E aracılı olmayangıda katkı maddelerine bağlı alerjik reaksiyonların tanısında ;

IgE tetikleyici olmadığından, IgE testi veyaprik testi yer almamaktadır. Bazofil degranülasyon testi (BDT) in vitro tespitiçin modern bir prosedürdür.

           

Bu testte, hasta kanındangelen bazofil granülositler konsantre edilerek laboratuarda gıda katkımaddeleriyle stimüle edilir (uyarılır). Ardından, stimülasyon süpernatantındalökotrienler olan LTC4, LTD4 ve LTE4 ölçülür. Uyarılmamış kontrol serisiylekarşılaştırıldığında atmış salım, hastanın sensitizasyonu olduğunugöstermektedir. En sık alerjiye yol açan gıda katkı maddeleri ile 4 gruphalinde test yapılabilmektedir.

Gıda renklendirici ajanlar karışım I

 

·        Amaranth (mor) (E123)

·        Azorubin (E122)

·        Kinolin sarısı (E104)

·        Cochineal red A (kırmızı) (E124)

·        Portakal sarısı (E110)

 

Gıda renklendirici ajanlar karışım II

 

·        Eritrozin (E127)

·        Patent mavisi V (E131)

·        Indigo karmen (E132)

·        Parlak siyah (E151)

 

Gıda katkı maddeleri I



·        Tartrazin (E102)

·        Sodyum benzoat (E211)

·        Sodyum nitrit (E250)

·        Sodyum salisilat

·        Potasyum metabisülfit (E224)

 

Gıda katkı maddeleri II



·        Demir oksit (E172)

·        Benzoik asit (210)

·        Monosodyum glutamat (E621)

·        Propil-p-hidroksibenzoat (E216)

 

4- LTT(Lenfosit Transformasyon Testi) İmmün Fonksiyon Testi

LTT İmmün fonksiyon testi; kandan elde edilen bağışıklık hücrelerinin (lenfositler)fonksiyonunu değerlendiren bir testtir.

Hastadanalınan kan örneğinden lenfositler izole edilir ve laboratuvar ortamında hücrekültürü oluşturulur. Hücre kültüründeki lenfositler sık görülen patojen(mikroplar) ve aşı komponentleri ile uyarılır ve bağışıklık hücrelerinin buuyarıya yanıtı ölçülür.

           Bağışıklık sistemi sağlıklı kişilerde, lenfositler güçlü bir immünyanıt sergiler.

 

İmmünYetmezliğin Klinik Semptomları Nelerdir?

-İnfeksiyonlaradirencin azalması

-İnfeksiyonsonrası uzamış iyileşme dönemi

-Yaraiyileşme sorunları

LTT İmmünFonksiyon Ne Zaman Test Edilmelidir? Bağışıklık Yetmezliği Ne Zaman TestEdilmelidir?

-Tekrarlayaninfeksiyon durumlarında (üst solunum yolu, bağırsaklarda virüs, bakteri vekandida infeksiyonu)

-Kanserhastalarında cerrahi tedavi, radyoterapi ve kemoterapi öncesi ve sonrasındafonksiyonel immün durumun değerlendirilmesi

-Kronikinflamatuvar hastalık durumunda oluşan sekonder immün yetmezliğin saptanması

-HIVinfeksiyonunda antiviral tedavi öncesi ve sonrasında immünolojik durumundeğerlendirilmesi

-Vitamin,çinko, protein ve demir eksikliğine bağlı malnütrisyon durumunda immünyetmezliğin değerlendirilmesi

 

 

 

 

 

LTT İmmünFonksiyon Testi Rapor ÖrneğiBağışıklık Yetmezliği Testi Rapor Örneği

 

Hasta Adı

Kayıt No

Doğum Tarihi

Örnek Tarihi
Rapor Tarihi

LTT İmmün Fonksiyon Testi

 

Sonuç SI

 

 

İnfluenza

5.4

 

 

Tetanus Toksoidi

4.1

 

 

Sitomegalovirüs

6.6

 

 

VarisellaZoster

6.9

 

 

Kandida

7.0

 

 

Streptokok

6.6

 

 

Ortalama Fonksiyon İndeksi

6.1

 

 

(Ortalama fonksiyon indeksi 6 antijenin stimülasyonu ile elde edilir.)

Referans Değerleri

> 15 iyi immünfonksiyon
10-15 Yeterli immünfonksiyon
7.10 Azalmış immünfonksiyon
<7 Çok azalmış immünfonksiyon

RAPOR YORUMU :

LTT İmmün fonksiyon testinde; bağışıklık hücrelerinin ortalama fonksiyon indeksi 6.1 olarak saptanmıştır. 7’nin altında yanıtların gücü çok zayıftır ve bu antijenlere karşı immün fonksiyonun bariz azaldığını gösterir.

Bağışıklık sisteminin yanıtı zayıflamış ve infeksiyonlara karşı savunma yetersizdir. Bu durum hastanın özellikle bu antijenik infeksiyonlara yatkınlığını arttırır.

Doktorunuzun kontrolünde immün zayıflığın nedeninin araştırılması ve immünstimülan tedavi, sağlıklı yeme alışkanlıkları, stresten uzaklaşma, alerjik durumların ve kronik infeksiyonların tedavisi önerilir.

Tedaviye yanıtın etkinliği için tedavi başlangıcından 4-6 hafta sonra LTT immün stimülasyon testinin yapılması önerilir.

LTT İmmün fonksiyon testi: Kandan elde edilen immün hücrelerin (T-helper) fonksiyonunu değerlendiren bir testtir. Testin temel prensibi lenfositlerin sık görülen patojen ve aşı komponentleri ile stimülasyonuna dayanır. İmmün sistemi sağlıklı kişilerde lenfositler güçlü bir immün yanıt verir.

 

 

 

5- LTT 56(LenfositTransformasyon Testi)    GIDAİNTOLERANS TESTİ

Toplumda gıda alerjileri sıklığının % 50arttığı görülmektedir.

            Endişe verici bu durumdan genetiğiile oynanmış gıdalar, gıda katkı maddeleri, boyalar, toksinler, kimyasallar vemetaller sorumlu tutulmaktadır. Özellikle alerjik genetik yatkınlık ve stresile bu faktörler birararaya geldiğinde gıdalara karşı bağışıklık sistemininaşırı yanıtı-duyarlaşma gelişmektedir.
           Bağırsakların besinlerin sindirimi veemilimi dışında önemli bir fonksiyonu da savunma sistemidir. Vücudu koruyanbağışıklık hücrelerinin yaklaşık %70’i bağırsakta bulunur. Aynı zamandabağırsak yüzeyi biyofilm denen yararlı bakterilerden oluşan koruyucu bir tabakaile kaplıdır. Alınan gıdalar sindirildiğinde yararlı olan besin maddeleri,vitaminler ve mineraller bağırsaktan emilirken, yabancı maddeler, toksinler,mikroplar bağırsak bariyeri ve bağışıklık hücreleri tarafından dışarı atılır,yok edilir. Fakat alerjenlere maruziyet devam ederse bağırsak bariyerinin ve bağışıklıkhücrelerinin direnci kırılır, bağırsaklar aşırı geçirgen hale gelir vebağışıklık hücrelerinin yanıtı bozulur. “Aşırı geçirgen bağırsak sendromu”denen bu durumda bağışıklık hücreleri daha önce tolerans gösterdiği birçokbesine karşı aşırı reaksiyon-duyarlaşma gösterirken, yabancı maddelerin vücudagirişine de engel olamaz. Bağırsakta inflamasyon (bağışıklık sistemininiltihabi reaksiyonu) gelişir, tüm vücudu etkiler ve zaman içinde otoimmünhastalıklar, romatizmal hastalıklar gelişmeye başlar.

Günümüzde her beş kişiden biri gıdaalerjisinden şikayet etmektedir.

 

LTT, gıdalar, metaller veçeşitli alerjenlere karşı gelişen Tip IV alerji (aşırı duyarlılık) tanısındakullanılan bilimsel olarak kabul edilmiş ve onaylanmış bir laboratuvar testidir.

Laboratuvarda kan içerisindeki bağışıklık hücreleri (Tlenfositler) ayrılarak uygun koşullar altında mikrokültür teknikleri ileçoğaltılmakta ve spesifik antijen (şüpheli gıdalar, metaller vb.) ile temasısağlanmaktadır. Ortamda daha önce alerjene hassaslaşmış lenfositler bulunuyorsalenfosit proliferasyonunda artış görülmektedir. Spesifik T lenfositlerininproliferasyonu, bölünen lenfositlerin DNA’sına radyoaktif timidin (3H-Timidin)entegrasyonu yapılarak takip edilmektedir.

 

Gıda alerjilerininyaklaşık olarak %96’sından sorumlu olan 55 gıda ve nikele karşı gelişmiş Tip IVaşırı duyarlılık reaksiyonu ölçülür.

 

LTT 56 Gıda Alerji Testİçeriği

·        Yumurta, Yumurta akı, Yumurta beyazı

·        İnek sütü, Alfa-laktoglobulin, Beta-laktoglobulin,Kazein

·        Buğday, Çavdar, Arpa, Yulaf, Soya,Mısır, Pirinç,

·        Havuç, Patates, Kereviz, Ispanak,Domates, Patlıcan, Karnıbahar, Bezelye, Soğan, Sarımsak

·        Kırmızıbiber, Karabiber, Tarçın,Vanilya

·        Çilek, Elma, Şeftali, Portakal,Mandalina, Limon, Kivi, Muz

·        Ton Balığı, Somon, Sardalya, Mezgitbalığı, Alabalık, Karides

·        Sığır eti, Koyun eti, Tavuk eti,Hindi eti

·        Fındık, Fıstık, Ceviz, Badem, Antepfıstığı

·        Kakao ve Susam

·        Kahve, Siyah çay

·        Ekmek Mayası

·        Nikel

 

6- HİSTAMİN İNTOLERANSI

( Genetik test ve serum histamin-diamin oksidazölçümü)

Histaminintoleransının (HIT) klinik tablosu, bir kişinin histamin toleransı eşiğiniaşan histamin seviyeleriyle nitelendirilmektedir. Genellikle histamini yıkanenzim olan diamin oksidaz (DAO) yetersizliği sebebiyle ortaya çıkmaktadır.DAOyokluğunun primer (genetik) veya sekonder sebepleri olabilir. 

Histaminintoleransının (HIT) semptomları değişkenlik göstermektedir.

Histaminreseptörleri organ sistemlerinde neredeyse her yerde bulunduğundan, HIT semptomlarıyüksek oranda heterojendir. Ana HIT semptomları kızarıklık, ishal, bulantı, başağrısı, sıcak basması ve nefes darlığıdır. Egzama, rinit, ürtiker epizotları,hipertansiyon, kolit, astım ve halsizlik de ortaya çıkabilir. Genellikle polen,küf, gıda veya böcek toksinlerini içeren maddelere karşı IgE-aracılı eş zamanlıtip I alerjisiyle semptomlarda bir şiddetlenme görülür.

 

A) Kandaki DAOaktivitesi ve histamin konsantrasyonu ölçülebilir.
DAO stabildir (kararlıdır) ve düzenli olarakkana salınmaktadır. Serumdaki DAO aktivitesi vücudun histamin yıkımkapasitesiyle uyumlu olduğundan, HIT ve HIT-ile ilişkili hastalık paternleriiçin uygun bir belirteç olmaktadır.
B) Genetik testprimer ve sekonder DAO yetersizliği arasındaki farkı gösterebilir.

Mevcut bir DAOyetersizliği durumunu takiben yaşam boyu süren, gereksiz, diyetle ilgilikısıtlamalardan kaçınmak için bu yetersizliğin primer mi (genetik) yoksa sekondermi olduğunun belirlenmesi gereklidir; çünkü sonucun farklı terapötik getirilerivardır.

 
Düşük DAOaktivitesinin terapötik sonuçları

Azalmış DAO aktivitesi veya yükselmiş histamin seviyeleritespit edilirse, yüksek düzeyde histamin içeren gıdalardan kaçınılmasıgereklidir. HIT’nin sekonder formu mevcutsa, ör. normal genetik yapıya rağmenazalmış DAO aktivitesi gibi, primer formun aksine sekonder form genellikle geridöndürülebilir olduğundan, nedenin araştırılması gereklidir (kronikinflamatuvar bağırsak hastalığı? bakır yetersizliği? reçeteli ilaç ve alkolöyküsü?).
             Bakır, DAO işlevi için esansiyelolduğundan bakır yetersizliği yoluyla kalan DAO aktivitesinin daha ileribozulmasını önlemek amacıyla, düşük DAO aktivitesi olan hastalarda bakırseviyelerinin takip edilmesi gereklidir. Çinko bağırsaktaki bakır emiliminiönlediği için, beraberinde çinko seviyelerinin de kontrol edilmesi gereklidir.

7- LAKTOZ İNTOLERANSI  (GENETİK TEST )

Laktoz intoleransı

Laktoz (süt şekeri) birçok gıdada bulunan, normalde incebağırsakta laktaz enzimiyle bileşenleri olan galaktoz ve glikoza parçalanan birdisakkarittir. Yalnızca, monosakkarit olan bu moleküller ince bağırsakduvarı boyunca emilebilir.
           Laktaz enzimi eksikliğinde, laktozyıkılamaz ve dolayısıyla emilemez. Laktoz, sindirilmemiş olarak kolonda kalaraknormalde orada bulunan bağırsak bakterilerince fermente edilir. Bu nedenlerle,laktoz intoleransı enzim yetersizliğine bağlıdır ve immün sistemin sütbileşenlerine karşı reaksiyon verdiği süt alerjisiyle karıştırılmaması gerekir.

Laktoz intoleransı olan hastalarda semptomlara neden olanfaktörler nelerdir?

Sindirilmemiş laktoz molekülleri kolonda karbon dioksit(CO2), kısa zincirli yağ asitleri, hidrojen ve metan gibi bakteri fermantasyonuürünleriyle sonuçlanmaktadır. Laktoz molekülleri ozmotik olarak aktiftir de. Busüreçlerden kaynaklanan gazlar ve kolonda içeriye ozmotik olarak indüklenen suakışı aşağıdaki semptomlara neden olur: 

·        Şişkinlik

·        Gaz oluşumu

·        Meteorizm (karnın davul gibi gerginliği)

·        Kramplı mide ağrısı

·        İshal

İnce bağırsakta meydana gelen azalmış glikoz emilimi,aynı zamanda geçici olarak yorgunluk semptomlarına neden olabilir. 
Laktoz intoleransında, genetik olan primer form ile sekonder olan kazanılmışform daima ayırt edilmelidir; çünkü bu ayırım tedavi için kritiktir.

 

 
Sadece genetiktest primer ve sekonder laktoz intoleransı arasındaki farkı gösterebilir.

 

Primer vesekonder laktoz intoleransı arasındaki farkı göstermek amacıyla genetik testkullanılabilir. Bu sebeple, laktoz intoleransı genetik testi, laktoz yükleme testindepozitif çıkan tüm durumlarda takip testi olarak tavsiye edilmektedir.

Bunun terapötik önemi çok fazla çünkü primer laktozintoleransı formu olan hastalarda tek muhtemel tedavi laktozsuz diyet veya düşüklaktozlu diyet, ya da hayat boyu laktaz preparatları kullanmaktır. Oysa laktozintoleransının sekonder formu olan hastalarda bu tedavi, yalnızca bağırsakepiteli rejenere oluncaya kadar yani nedenin ortadan kalkmasını takiben vealtta yatan hastalık tedavi oluncaya kadar gereklidir. Sekonder laktoz intoleransıdurumunda yaşam boyu süren laktozsuz diyet gerekli değildir. 

Belirgin klinik semptomlar varsa, yükleme testinealternatif olarak hasta için stres sebebi olmayan laktoz intoleransı genetiktesti de laktoz intoleransının ayırıcı tanısında kullanılabilir.